Êzidî yurdunun parçalanması ve imha konseptleri -III

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Özgürlük Hareketi’nin temelidirler” dediği Êzidî toplumuna son yüzyılda zorla göçten, soykırımdan asimilasyona imha konseptleri dayatıldı.

1900’lerin başına geldiğimizde soykırım, katliam ve zorla göçertmeler nedeniyle Êzidîler dağınık bir coğrafyada azınlık statüsü haline geldiler. Serhat bölgesinde yaşayan neredeyse bütün Êzidîler, 1820’lerden 1900’lerin başına kadar topluca topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Hem Rus çarlığı hem de Sovyetler döneminde dini farklılık gözetilmediği ve ayrımcılık yapılmadığı için Serhat’taki Êzidîler, Kafkasya’ya gitmeyi tercih etti.

1914-1918 yılları arasında yaşanan Birinci Dünya Savaşı’nda işgalci güçlere karşı Êzidîler örgütlü olmayan bir direniş gösterirken Kürdistan’ın parçalanmasıyla Êzîdî toplumu da parçalandı ve diğer parçalarda yaşayanların Şengal ile bağlantısı koptu. Bu bölünmenin ardından Êzidî toplumu yüz yıl boyunca sürecek zorlu bir süreçle karşı karşıya kaldı.

1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı’dan devraldığı mirasa uygun biçimde Kuzey Kürdistan sınırları içinde kalan Êzidîlere yönelik zorla göçertme ve katliam siyasetini devreye koydu. Örneğin 1940’ta Mardin’in Hezex ilçesine bağlı bulunan Kiwexe köyüne baskın yapan Türk askerleri, 29 Êzidî’yi bir mağaraya kapatıp diri diri yaktı. 1980’lere geldiğimizde Kuzey Kürdistan’da Midyat, Beşiri ve Viranşehir ile sınırlı kalan Êzidîlerin yaşam alanları, 12 Eylül cuntası ardından Türk devletinin kirli savaş konseptinin gereği olarak 1990’larda tamamen boşaltıldı. Êzidîlere ait köyler/topraklar ise devlet yanlısı kesimlere ve koruculara peşkeş çekildi.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Irak ve Güney Kürdistan topraklarını ele geçiren İngilizlere karşı 1920’lerin başında Süleymaniye merkezli Berzencî önderliğindeki direnişin bir benzeri de Şengal’de Hemoyê Şero önderliğinde gerçekleşti. Direnişin ardından Güney Kürdistan’da yaşayan Êzidîler ilk kez özerklik talep etti. Hemoyê Şero ve Dawudê Dawid’un önderliğinde toplanan Êzidîler, İngilizlerle müzakere ederek özerk bir yönetim sözü aldılar. Ancak Mir ailesinden gelen Meyan Xatun, İngilizlerle kurduğu ittifakla özerkliğin gerçekleşmesini engelledi. Davud ve Şero'nun teslim alınmasıyla da Êzidî direnişi ciddi bir darbe aldı.

BAAS REJİMİ VE 1972 İHANETİ

İngiliz ve Fransız sömürgeciliğinin sona ermesiyle Suriye ile Irak’ı yöneten Baas rejimleri, Türk devletinin Êzidîleri göçe zorlayıp topraklarını talan etme siyasetinin aksine Êzidîlere yönelik Araplaştırma konseptlerini devreye koydu. Êzidîlerin Müslümanlaştırılarak Araplaştırılmasını öngören bu konsepti en sıkı uygulayan ise, Saddam Hüseyin oldu.

1961’de Mele Mistefa Berzanî liderliğinde başlatılan Güney Kürdistan hareketi içinde yer alan Êzidîler, KDP tarafından birçok kez yüz üstü bırakıldı. 1972 yılında Şengal’de KDP’nin silahsız bıraktığı Êzidîler, bizzat Saddam Hüseyin tarafından yöneltilen bir katliamla karşı karşıya kaldılar. Saddam Hüseyin’in Şengal’e girişiyle sonuçlanan katliamda 200 civarında Êzidî katledildi. Ardında da Baas rejimi, Şengal dağında bulunan Êzidî köylerini birleştirmeyi amaçlayan “toplu köyler” konseptini hayata geçirdi. Şengal’deki direnişin toparlanamayacak şekilde kırılmasını hedefleyen bu planın gereği olarak boşaltılan onlarca köydeki Êzidîler, Irak askerlerinin sıkı denetimi altında birkaç kasabaya yerleştirildi.

SADDAM’IN ÊZIDÎLERİ ARAPLAŞTIRMA KONSEPTİ

Güney Kürdistan hareketinin 1975’teki yenilgisinden sonra Baas rejimi, Şengal’e yönelik imha ve tasfiye konseptini daha da derinleştirdi. Rejime bağlı güçler, fermanlardan korunmak için Şengal dağına sığınan Êzidîleri zorla yerlerinden ederek, bu kez Şengal dağından 30 km uzaklıkta bulunan ve “mucemma” adı verilen merkezi kasaba/köylere gönderdi. Şengalli Êzidîler, gönüllerince başka yere göç etme hakkına sahip değildi ve Baas rejiminin belirlediği kasaba/köylerde yaşamak dışında başka tercihleri yoktu.

Üstüne üstlük Êzidîlerin mülkiyet hakkını da ellerinden alarak onları kendi ana yurtlarında mülteci statüsüyle yaşamaya zorladı. 1975’ten sonra ise Saddam Hüseyin, “Êzidî inancına göre yaşayabilirsiniz ama siz Kürt değil Arapsınız” biçiminde oluşturulan bir başka konsepti devreye soktu ve bunda kısmen başarılı oldu. Şengal’de yaşayan Êzidîlerin bir kesimi can güvenliği korkusundan Kürtlüğünü inkar etmesine yol açan bu konsept, Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasına kadar sürdü.

IRAK SAVAŞI VE ÊZIDÎ TOPRAKLARININ BÖLÜNMESİ

1991’de ABD’nin Irak’a ilk müdahalesi sonrası Güney Kürdistan’da oluşan fiili durumdan dolayı Êzidîler idari olarak ikiye bölündü. Duhok’un güneydoğusundaki Şêxan bölgesi, Kürt yönetiminin; Şengal ise Irak hükümetinin denetiminde kaldı. Her iki Êzidî yurdu arasında bağlantı kısıtlıydı, geliş gidişlerde sıkıntılar yaşandı. Bu durum, 2003’de ABD’nin Irak’a müdahalesine ve Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasına kadar devam etti.

2003’ten sonra ise peyderpey Şengal’in kontrolü pêşmerge güçlerine ve KDP yönetiminin denetimine geçti. Kerkük gibi ihtilaflı bölgeler arasında yer alan Şengal’in statüsü de yeni Irak Anayasasının 140. maddesine göre, 2007’ye kadar düzenlenecek nüfus sayımı ve referandumla belirlenecekti. Fakat bu plan tutmadı, Federe Kürdistan Bölge Yönetimi’nin idari sınırları dışında kalmasına rağmen Şengal, 2014’teki fermanına kadar KDP ve ona bağlı pêşmerge güçlerinin egemenliği altında kaldı.

14 Ağustos 2007 günü ise Şengal'in Siba Şêx Xidir ve Til Izêr köylerine bomba yüklü 4 araçla gerçekleşen saldırılarda 300'ü aşkın sivil katledildi. Bu saldırıyı o dönem Güney Kürdistan'da kök salmaya çalışan El Kaide bağlantılı Ensar El Sünne isimli çete örgütü tarafından yapıldığı açıklandı. Ancak saldırıların içerisinde Türk istihbaratı tarafından Güney Kürdistan'da kurulan Irak Türkmen Cephesi (ITC) çetesinin de olduğu ve yerel işbirlikçilerinin olduğuna dair çokça bilgi kamuoyuna yansıdı.

HESO: ŞENGAL YILLARCA MAHRUMİYET BÖLGESİYDİ

2003’ten 2014’e kadar geçen o 11 yılda Şengaliller, KDP’nin yaklaşımlarından dolayı ciddi hayal kırıklığı yaşadı. Bu tarihlerde bölgede yaşananları ANF’ye anlatan Êzidî siyasetçi ve KNK üyesi Mecîd Heso’ya göre ise, Kürdistan topraklarının özgürleşmesine rağmen Êzîdîler, özellikle de Şengal’de yaşayanlar ikinci hatta üçüncü sınıf muamelesi gördü. KDP yüzünden Şengal’in yıllarca tam anlamıyla mahrumiyet bölgesi durumunu yaşadığını söyleyen Heso, bu yıllara dair izlenim ve gözlemlerini şöyle aktardı:

“2003’ten sonra Şengal bölgesi birçok haktan mahrum bırakıldı. KDP’liler kendi sularını Şengal’de satmak için Şengal’i sussuz bıraktılar, kendi tarım ürünlerinin satılması için de ‘Şengalilerden bir şey almayın’ propagandası yaptılar. 2003’ten sonra onlarca camii inşa eden Güney Kürdistan yönetimi Şengal’de bir hastane bile açmadı ve hala orada tek bir hastane hizmet veriyor. Örneğin, Şengal doğum-kadın hastanesinden yoksun olduğu için Şengalli kadınlar Musul’a gitmek zorunda kalıyorlar. Bundan dolayı Musul’a yetiştirilmek üzere yola çıkan çok sayıda Şengalli kadın yolda can verdi.

Asuriler, Süryaniler ve Türkmenler gibi diğer azınlıklar, Şengallilerden daha fazla değer gördü. Bundan dolayı KDP’nin nezdinde Êzidîler ikinci değil, üçüncü sınıf vatandaşıdır diyorum. KDP, Êzidîlerin tarihi köklerini siyasi amaçları doğrultusunda kullanmak, onları sadece bayramlarda hatırlamak -bunu da propaganda malzemesi için yaptı- dışında Êzidîlere hiçbir şey vermedi. Ayrıca ‘Êzidîler ve Şengal’i korumamız için bize teslim edilen emanetlerdir’ deyip propagandasını yapmasına rağmen KDP, hem 2007’de hem de 2014’te ‘geliyorum’ diyen katliam ve soykırıma karşı Êzidîlerî koruyacak mekanizmaları sağlamadı, yaşananlara seyirci kaldı.”

TARİH KÜRT HALK ÖNDERİ’Nİ HAKLI ÇIKARDI

Aynı biçimde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 2000’li yılların ortasından itibaren birçok kez kez Êzidîlere yönelik soykırım tehlikeleri ve Şengal’in korunmasına dair ciddi uyarılarda bulundu. Kürt Halk Önderi’nin 2007’teki uyarısı, 14 Ağustos 2007’teki katliamdan öncesine denk geldi ve öngörüsünde haklıydı. O katliamdan bir hafta sonra 22 Ağustos 2007’de Abdullah Öcalan avukatlarıyla yaptığı görüşmede şöyle diyecekti: “Ben bu konuda daha önce uyarıda bulunmuştum, Êzidîlere sahip çıkılması gerektiğini belirtmiştim. Ben daha ne yapayım? Êzidîlerin imha tehlikesi altında olduğu konusunda, başka diğer konularda da defalarca uyarıda bulundum."

Başta KDP ve YNK olmak üzere bütün Kürt güçlerini Êzidîleri koruması için harekete geçirmeye çağıran Abdullah Öcalan’ın uyarıları 73. Ferman’ın yaşanacağı 2014 yılının yazına kadar daha da arttı. İşte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın o tarihlerde yaptığı uyarılar ve Êzidîlerin korunmasına dair değerlendirmelerinden bazıları:

BM’NİN KORUMASI ALTINA GİREBİLİRLER

“Kahtaniye’de Êzidîlerin katledilmesi büyük bir olaydır. Biliyorsunuz, ben Êzidîlerin katledilmesi tehlikesine karşı daha önce de uyarmıştım. İran ile ilgili de uyarı yapmıştım. İran çok acımasızdır, güçlü devlettir, katliam yapacaktır. Orada tehlike altında bulunan bir kısım halkımızın güvenli bir bölgeye, Biradost bölgesine taşınması gerektiğini daha önce belirtmiştim. Bu konuda bir şeyler yapılıyor mu, söylediklerimi yerine getiriyorlar mı, bilmiyorum. Oradaki savunmasız halkımızın güvenli bölgelere taşınması ve BM şemsiyesi altına alınması sağlanabilir. Talabani ve Barzani’nin Êzidîler ile ilgili savunma düzeni almadığı için bu katliama yol açıldı. Savunma düzenine geçmeyen bir toplumun korunabilmesi mümkün değildir.” (5 Eylül 2007)

ÊZİDÎLERİN KİMLİK TEMSİLİYETİ ÖNEMLİ

“Bir müzik eserini bile dinlerken, Kürt’ün tarihine ait bir şeyi öğreniyorsun. Onun hakikatine varıyorsun. O an o parça bile o kadar etkileyici ve öğretici oluyor ki kendi hakikatinin farkına varıyorsun. Hakikate sadece bilimle ulaşılmaz, sanatla, müzikle de hakikate ulaşabilirsin. Bir Êzidî'nin (Dewrêşê Evdê) hikayesi bile seni kendi hakikatinle, kimliğinle buluşturabiliyor. Yeri gelmişken söyleyeyim, kendi Kürtlük orijinini en saf biçimiyle yaşayanlar, ifade edenler sırasıyla Êzidî Kürtler, Alevi Kürtler ve ovalı Sunni Kürtler. Êzidî Kürtlerin kimlik temsiliyetleri başta geliyor. Biliniyor; en çok baskıya maruz kalanlar da onlardır, göçertildiler.” (2 Şubat 2011)

ÊZİDÎLER ÖZGÜRLÜK HAREKETİNİN TEMELİDİR

“Êzidi halkımız Kürt halkının öncü temsilcisidir. Özgürlük Hareketi’nin de temelidir aslında. Kendilerine dair bugüne kadar çokça çözümlemelerim oldu. Etnik ve dinsel muhafazakarlığa düşmeden halkımızın içinde özgünlüğünü yaşamalılar, kendilerini özgürlük mücadelesine daha fazla katmalılar. Bu temelde Çıra TV aracılığıyla hepsine sevgi ve selamlarımı iletiyorum.” (24 Haziran 2013)

 

Yarın: 73. Ferman ve 12 gerillanın direnişi