Türkiye'nin sahte Cerablus kahramanları!

Cerablus'un 'kahraman komutanı' olarak yansıtılmaya çalışılan, açıklamalar yaptırılan Seyf Ebubekir DAİŞ, El Kaide kökenli ve onun da ötesinde Müslüman Kardeşler menşeli bir kişidir.

Türkiye 24 Ağustos’ta büyük bir şovla Cerablus'a çeteleri geçirdi. Aslında geçen sadece çeteleri değil. Askerlerinin denetiminde, kontrolünde çeteleri geçti. Cerablus 3 saat gibi kısa bir süre içinde Türkiye'nin örgütlediği, örgütlendirdiği çetelere bırakıldı. 73 gün boyunca Minbic'te Askeri Meclis savaşçılarına karşı savaşan çeteler de Cerablus'a geçmişti. Minbic'te 73 gün boyunca savaşan çeteler nasıl oldu da üç saat içinde yerin altına çekilir gibi yok oldular ortadan...

Türkiye şimdi resmen kendi asker, silah, teçhizat, son olarak Cerablus'a geçen 7 tank ve ilk gün geçen birçok zırhlı araba, askeri personeli ile Cerablus'u işgal etti. ABD, Rusya ve vd. batılı ülkelerin hangi yasaya göre Türkiye'nin bu işgaline onay verdiği henüz açıklanmış değil. Kaldı ki uluslararası hiçbir yasada bunun yeri yok. Zira iç savaşın Suriye'de başladığı ilk günden bu yana tüm güçleri ortak vurguladıkları Suriye'nin toprak bütünlüğü Türkiye'nin bu girişimi ile aslında sadece söylem olduğunu da açığa çıkardı. Türkiye'nin bu girişiminin temel hedefinin Efrîn kantonunun Kobanê kantonu ile birleşmesinin önünü almak için olduğunu artık herkes konuşuyor. Ayrıca Türkiye'nin bu girişiminin Kürtler ve ittifak halinde olduğu halklar ile geliştirmek istedikleri Kuzey Suriye Federasyonu'na karşı bir girişim olduğunu da artık açıkça söylemek mümkün. 

Türkiye'nin bu girişimin tarihsel, toplumsal, kültürel, ulusal, uluslararası birçok boyutu var. Elbette bu durum birçok çevre, düşünür, yazar, aydın, siyaset uzmanı, analist tarafından değerlendirilip irdeleniyor. Bu irdelenme daha da sürecek. Her ne kadar üzerinden iki gün gibi kısa bir süre geçmiş olsa da bu girişime onay veren ülkelerden de karşı duruş sesleri satır aralarına yansımaya başladı. Önümüzdeki günler bu sesler daha üst perdeden yükselmeye gebedir. Zira tüm uluslararası güçlerin tek isteği Türkiye'yi DAİŞ'e karşı bir tutum almasına yönelikti. Yani bir anlamda onunla çatıştırmaktı. Bu girişimle de bu başlatıldı. Ancak DAİŞ'in  bazı kanatlarının bu girişime  onay verdiğini de söylemek gerekir. Bir anlamda bu girişim, DAİŞ'in içinde bir ayrışma yaşatabilir ve Türkiye'ye karşı savaşacak bazı kanatları da çıkarabilir. Bütün bunlar önümüzdeki birkaç gün içinde açığa çıkar. 

Peki, Türkiye'nin büyük bir şov ve kahramanlık havasında Cerablus'a saldığı grup ve kişiler kimlerdir? Biraz buna bakılırsa aslında kimin kim olduğu, Türkiye'nin hangi gruplara oynadığı da biraz daha açığa çıkıyor. Bir anlamda uzun süreden beridir kılıf değiştirmek istediği DAİŞ'in yerine nasıl yeni DAİŞ'i ikame etmeye çalıştığı ve başta ABD, Rusya olmak üzere uluslararası güçleri bunu nasıl kabul ettirmeye çalıştığı ortaya çıkar.

RTE'NİN ÖSO'SU...

Suriye'de 2012 yılında iç savaş başladığında ayaklanan, rejime karşı ayaklanan gruplar ilk etapta hiçbir isimle anılmadı. Henüz birkaç ay geçmeden dönemin başbakanı Erdoğan "Hür Suriye Ordusu, Atma'yı da aldı, Sevra'yı da aldı, Azaz'ı da aldı" diyerek o ÖSO gruplarının bu isimle anılmasına neden oldu. Aslında bu ismi daha sonra ortak hareket ettiği Müslüman Kardeşler'in eski ve yeni kadrolarıyla kullandıkları ortaya çıktı. Zira bu isim kullanılmaya başladığı andan itibaren Anedanlı Şeyh Yusuf Anedan da bir hutbeden sonra halkı ÖSO adı altında birleşerek ayaklanmaya çağırdı. Anedanlı Şeyh Yusuf'u daha sonra Liva Tevhid'e geçen Muhammed Abdurrahman, Kaptan Cebel'li Şeyh Tevfik olarak bilinen Tevfik Şehabettin ve Müslüman Kardeşler'in diğer önde gelenleri izledi. 2013 yılının sonlarına gelindiğinde ÖSO adıyla hareket edenlerin büyük bir çoğunluğu savaş adıyla Halep'te saldırdıkları tarihi büyük çarşı başta olmak üzere tüm taşınabilir ve maddi değeri olan malları çalarak Türkiye'ye geçirip sattı. Bunun üzerine o dönemde ÖSO içindeki Ordudan Albay Rütbesinde iken ayrılan Atmeli Ebu Mahmut, "Devrimimiz satıldı. İhanetle yüz yüze kaldı. Devrim adına yola çıkan, ÖSO'ya sözde komutan olanların yaptıkları tek şey mal, mülk edinmek oldu. Bunu da savaş diye girdikleri şehir, kasaba, köylerdeki ev ve işyerlerini soyup Türkiye'ye geçirerek yaptılar" diye itiraflarda bulunmuştu. İtiraflarda bulunan diğer bir isim ise Suriye ordusundan en üst rütbede ayrılan Mustafa Şêx idi. ÖSO içinde ılımlı, talan, hırsızlık, gasp, para için insan kaçırmayan yeni bir oluşuma gitme çabaları içinde oldu. Ancak oda başarılı olamadı. ÖSO adı bu şekilde artık hırsızlık, talan, gasp, adam kaçırma ile özdeşleşmeye başlayınca 2013 yılı sonlarını doğru ÖSO adı lağvedilerek yerine İslami Cephe adı verildi. Eski ÖSO yeni İslami Cephe 2014 sonlarına kadar yaklaşık bir yıl bu ismi kullandı. 2014 başlarında İslami Cephe adını alan eski ÖSO Cemal Maruf komutasında yeniden yapılanma için İdlip'teki Cebel Zaviye Dağı'na çekildi. 2015 Baharında Cephet Nusra bu gruplara yönelerek önce onları tasfiye etti. Ardından bu cephe içinde olan ABD'nin kurduğu Hazım Hareketini tasfiye etti. Türkiye tarafından harekete geçirilen Nusra'dan ağır darbe alan eski ÖSO yeni İslami Cephe grupları toparlanmak, yeniden örgütlenmek ve bazı uluslararası güçlerin de talebiyle isimlerini bu kez Şam Cephesi diye değiştirdi. Türkiye bu grupları hep destekledi. Desteklemenin nedeni El Kaide kökenli olan Ehrar Şam'ın bu cephelerin kurulmasına yani ÖSO'nun isminin değiştirilmesine öncülük etmesidir. Halep Şam Cephesi ismi kullanılıyor. 

Ancak Türkiye önceden ÖSO ve sonradan adı en son Şam Cephesi olan cephe içinde yer alan Kanuni Sultan Süleyman, Sultan M. Fatih, Ehfad-ı Kanuni, Sultan Abdulhamit, Asifet Şimal adlı kendisinin kurdurduğu Türkmen grupları ile Türkmen Dağı'nda Nusra'nın eliyle kurdurduğu grupları bir araya getirerek Sultan Murad'ı oluşturdu. Kısa süre sonra Sultan Murad'ın ipi pazara çıktı. Öte yandan Türkiye 4 yıldan beri aralıksız bir şekilde savunup desteklediği Nusra'yı meşrulaştırma yollarını aradı. Birkaç ay önce Nusra ismini değiştirdi. Hatta El Kaide'den ayrıldığını duyurdu. Türkiye Cumhurbaşkanı RTE, ABD ve batılı ülkelere seslenerek Nusra ismini değiştirdi, "DAİŞ'e karşı da savaşıyor, neden hâlâ terörist diyorsunuz" şeklinde açıklamada da bulundu. Bu tartışmaların yürütüldüğü dönemde ise Türkiye bir yandan ABD, öte yandan Rusya, İran ve İran'ın arabuluculuğuyla sıkı bir diplomatik faaliyet yürüttü. Bu faaliyete KDP de birçok yerde ortak edildi. Bu süre içinde kendisine bağlı grupların hepsini Nusra'nın komutasında Kuzey Ordusu adıyla ilan ettirdi. Öte yandan farklı isimlerle DAİŞ'i de yaşatma çabalarını sürdürdü. 

SÖZDE ÖSO KOMUTANI SEYF EBUBEKİR

Türkiye bir yandan uluslararası dayanaklarını oluşturma, öte yandan DAİŞ ve Nusra'nın yerine ikame etmeyi düşündüğü yeni çete gruplarını örgütleme, bu gruplara kendisine bağlı Türkmen gruplarını da dahil etme çalışmalarını da sürdürdü. 24 Ağustos günü Cerablus'a askeri savaş uçakları, tankları ve zırhlı araçlarıyla çetelerini göndermeden bir hafta önce bu çeteleri Havar Kilis köyü ile Karkamış'ta toplamaya başladı. Havar Kilis köyü ve Karkamış'ta toplanan çetelere ise Türkmen Dağo'ndan bilinen Osman Salih ile İdlipli Seyf Ebubekir komutanlık yapıyordu. 

Seyf Ebubekir şu an Türkiye tarafından kurulan Firket El Hamza'nın komutanı. Bu grup hem Sultan Murad Grubu içinde yer alıyor, aynı zamanda DAİŞ'in yeni adı olan Kuzey Ordusu içinde yer alıyor. Seyf Ebubekir DAİŞ'li. Zira DAİŞ'in 2013 ve 2014 yılında Şehba alanına yaptığı tüm saldırı ve katliamlarda yer aldı. Seyf Ebubekir Şehba'nın Qıbbes'in köyü DAİŞ tarafından işgal edildikten sonra DAİŞ emiri bildirilerini köyde okurken emirin yanında yer alan fotoğrafları da mevcut. Ancak buna rağmen Türkiye ABD'ye Eğit-Donat Projesi'ni dayattığında eğitilen son grupta yer alan biriydi. Elbette o eğitime, Türkiye'nin ılımlı muhalefetin silahlı gelecek vadeden komutanı unvanı ve referansı ile gitti. Zaten eğitimi tamamlayıp Suriye'ye geçtikten sonra eğitilen gruptaki diğerleri gibi kayıplara karıştılar. Aslında kayıplara karışmadı. Direkt DAİŞ içindeki yerine geri döndü. Eğit-Donat eğitimi tamamladıktan sonra Suriye'ye dönen Seyf Ebubekir Suriye'de kaldığı bu süre içinde Nusra ile bu kez İdlip taraflarında hareket etti. 2015 yılında Nusra İdlip çevresinde önce Şam Cephesine ardından Rejime karşı geliştirdiği tüm saldırılarda yer aldı. Cerablus işgali için örgütlendirilmesi, donatılması, eğitilmesi için bahar başında Türkiye'ye çağrıldı. Yaklaşık altı aydır da Türkiye'de bu hazırlıkları yapıyordu. Şimdi Cerablus'un kahraman komutanı olarak yansıtılmaya çalışılan, açıklamalar yaptırılan Seyf Ebubekir DAİŞ, El Kaide kökenli ve onun da ötesinde Müslüman Kardeşler menşeli.

ABD VE RUSYA ÖZ ELEŞTİRİ YAPMAK ZORUNDA KALIR...

Bu durumda bir kez daha RTE ve Türkiye'nin DAİŞ, Nusra ve onun gibi El Kaide çetelerini her dönemde farklı bir grup ismiyle, Suriye muhalefeti askeri komutanı olarak ortaya çıkardığı da bir kez daha açığa çıkıyor. Seyf Ebubekir gibi DAİŞ, Nusralı yüzlercesi Cerablus'a olmayan ÖSO adıyla sokuldu. Seyf Ebubekir açığa çıkan bu yüzlerce çeteden biri. Zamanla birçoğu da tanınarak açığa çıkacak. Bunlar açığa çıkınca o zaman başta ABD ve diğer batılı ülkeler olmak üzere Türkiye'nin Cerablus'u işgal etmesine göz yuman güçler nasıl bir tutum alacaklar... En önemlisi de YPG, QSD, Minbic Askeri Meclisi ve diğer güçlere DAİŞ ile savaşması için destek veren ABD ve Rusya; Türkiye üzerinden DAİŞ ile ortaklaştırıldıkları tümüyle açığa çıkınca nasıl bir öz eleştiri yapacaklar... Ondan sonra DAİŞ, Nusra'ya karşı verdikleri mücadeleyi nasıl ele alacaklar... Bu durum açığa çıkıp kanıtlanınca -ki çok zor olmayacak- Türkiye'den her türlü imkanlarını sunarak mücadele ettikleri bir çete grubuyla ortak çalıştırıldığı için nasıl bir hesap isteyecekler... O da zaman içinde belli olacak.