35. direniş ve zafer yılı

15 Ağustos devrimci atılımının otuz beşinci yılında antifaşist devrim ve demokrasi mücadelesini her cephede yükseltmek gerekli ve önemli olmaktadır. Büyük atılımın 35. yılında AKP-MHP faşizmini tarihe gömecek bir direnişi mutlaka ortaya çıkarmak gerekir.

Kürtler yeni bir 15 Ağustos’u yaşıyor. 15 Ağustos tarihi, 1984 yılında Eruh ve Şemdinli eylemleriyle PKK’nin gerilla mücadelesini başlattığı gün oluyor. Diyarbakır zindanında zafer kazanan 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi ardından 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı en ağır darbeyi vuran ve onu yenilgiye uğratan direniş 15 Ağustos 1984 gerilla atılımı oluyor. Kürtler tam otuz dört yıldır PKK öncülüğünde faşizme ve soykırıma karşı kesintisiz bir biçimde direniyor.

Şimdi bu tarihi direnişin 34. yıl dönümü yaşanıyor ve 35. direniş ve zafer yılına giriliyor. Dört parça Kürdistan’da ve yurtdışında söz konusu gerilla günü coşku içinde kutlanıyor. 15 Ağustos atılımının ölümsüz komutanı Mahsum Korkmaz şahsında tüm direniş şehitleri saygı ve minnetle anılıyor. Tarihi atılımın mimarı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan saygıyla selamlanıyor ve özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması için özgürlük eylemleri her alanda yoğunlaştırılıyor.

15 Ağustos 1984 akşamı Eruh ve Şemdinli kasabalarında yapılan gerilla eylemleri aslında 12 Eylül faşist-askeri darbesine ve onun temsil ettiği sömürgeci-soykırımcı sisteme karşı yeni bir direniş hamlesinin başlatılmasını ifade ediyor. 15 Ağustos gerilla direnişinin en karakteristik özelliği hamlesel, atılımcı olması ve zafere kilitlenmiş bulunması oluyor. Bu öyle bir atılım ki, üzerinden otuz dört yıl geçmiş olmasına rağmen, söz konusu özelliği hala devam ediyor.

Aslında bugün de AKP-MHP faşist diktatörlüğüne karşı tıpkı 15 Ağustos atılımı gibi yeni bir direniş ve zafer hamlesi gerekiyor. Bu bakımdan, 15 Ağustos atılım ve zafer ruhu canlılığını ve etkisini bugün de koruyor. Nasıl ki 15 Ağustos 1984 atılımı 12 Eylül faşist-askeri rejimini yenilgiye uğrattıysa, bugün de AKP-MHP faşist diktatörlüğünü yenilgiye uğratacak yeni bir 15 Ağustos atılımı gerekiyor. Kürtlerin ve tüm devrimci-demokratik güçlerin Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğüne karşı 15 Ağustos atılım ve zafer ruhuyla mücadele etmesi gerekiyor.

Şu gerçeklerin altını kalın çizgilerle çizmeliyiz. Kürt varlığı ve özgürlüğü adına bugün yaşayan canlı ne varsa, işte bunların hepsi 15 Ağustos gerilla atılımı ve direnişi temelinde kazanılmış ve de korunmuştur. 12 Eylül faşizmi Kürdistan’da 15 Ağustos gerilla atılımı temelinde yenilgiye uğratılmıştır. Eğer Eruh ve Şemdinli eylemleriyle başlayan 15 Ağustos gerilla direnişi olmasaydı, o zaman Kürt soykırımı tamamlanmış ve bu dünyada Kürtlük adına hiçbir şey kalmamış olacaktı. Aksini düşünenler, TC faşizminin karakterine ve geçen otuz dört yıl içerisinde yaşanan olaylara bir baksınlar! O zaman gerçeğin ne olduğunu kendileri de rahatlıkla göreceklerdir.

Evet, Kürtler açısından hakikat gerçekten böyledir. Peki ama, bu gerçek sadece Kürtler açısından mı böyledir? Elbette ki hayır! Sadece Kürtler açısından değil, tüm Türkiye halkları ve demokrasisi açısından gerçek böyledir. Eğer bugün Türkiye’de devrim ve demokrasi adına canlı kalmış bazı şeyler varsa, bunların hepsinin de 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı gelişen 15 Ağustos gerilla atılımı sayesinde olduğu tartışmasızdır. O halde 15 Ağustos gerilla atılımı Kürdistan’da varlığın ve özgürlüğün, Türkiye’de ise demokrasinin koruyucusu ve güvencesidir.

Bugün Türkiye’de devrimci ve demokrat olmanın ölçüsü 15 Ağustos gerilla atılımı karşısında alınan tavırdır. Kim ki söz konusu atılımı sahipleniyorsa o devrimci veya en azından demokrattır. 15 Ağustos atılımına karşı çıkan veya onu kötüleyenler ise kesinlikle demokratik olamaz; öyleleri olsa olsa faşist çete veya en azından faşizmin değirmenine su taşıyan zavallılar olabilir. Ne yazık ki, günümüz Türkiye’sinde böyle çete veya zavallı haddinden fazladır.

Tıpkı 15 Ağustos gerilla atılımı gibi, onun mimarı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da tarihin en büyük devrimci ve demokratlarından biridir. Tarihin en gözü pek ve yaratıcı antifaşistidir. Çok iyi biliyoruz ki, eğer Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmasaydı o zaman 15 Ağustos gerilla atılımı da olmayacaktı ve dolayısıyla 12 Eylül faşist-askeri rejimi yenilmeyecek ve bugün faşizm var olandan çok daha koyu ve kara olacaktı. Faşist rejim ve ele başı şefler böyle çöküş süreci ve korkusu içinde yaşamayacaktı.

Ancak ne var ki, Kürdistan’ı ve Türkiye halklarını 12 Eylül faşizminden kurtarmış olmasına rağmen, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bugün faşist İmralı işkence ve tecrit sistemi içinde tutulmaktadır. Bu durum aslında bir yönüyle AKP-MHP yönetiminin nasıl faşist bir diktatörlük ve 12 Eylül faşist darbesinin devamı olduğunu gösterirken, bir yönüyle de devrimci-demokratik güçlerin zayıflığını ortaya koymaktadır. Kısaca Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumu turnusol kâğıdı gibidir. Kimin gerçekten antifaşist ve demokrat olduğunu, kimin ise açık veya gizli faşist olduğunu en iyi Kürt Halk Önderinin durumu ve bu temelde gösterilen tutum belirlemektedir.

Şimdi 12 Eylül faşizmini yenilgiye uğratan, AKP-MHP faşizmini ise korkudan titreten 15 Ağustos devrimci-demokratik atılımının otuz beşinci yılına girilmektedir. Otuz beş yıldır faşizme karşı mücadele edilmesi ve ayakta kalınması elbette ki önemli ve anlamlıdır. Ancak faşizmin ömrünün bu kadar uzaması da iyi değildir. 12 Eylül faşizmini yenilgiye uğratan mücadelenin önderinin İmralı işkence ve tecrit sistemi altında tutuluyor olması kötüdür. Erdoğan ve Bahçeli gibi iplikleri pazara çıkmış faşist şeflerin hala ayakta kalmaya çalışmaları devrimci demokrasi açısından bir zayıflıktır.

Kuşkusuz söz konusu kötülüğü ve zayıflığı kabul etmemek gerekir. Bunun için de tarihi 15 Ağustos devrimci atılımının otuz beşinci yılında antifaşist devrim ve demokrasi mücadelesini her cephede yükseltmek gerekli ve önemli olmaktadır. Büyük atılımın otuz beşinci yılında AKP-MHP faşizmini tarihe gömecek bir direnişi mutlaka ortaya çıkarmak gerekir.

Peki böyle bir şey mümkün müdür? Evet, kesinlikle mümkündür. Ancak bunun için tüm devrimci-demokratik güçlerin tüm cephelerde mücadeleyi geliştirmesi gerekir. Biri ya da bir kaçının aktifleşmesi, diğerlerinin ise seyirci kalması ile gereken sonuç alınamaz. Gerilla dağda başarılı rol oynadığı gibi, şehirde ve ovada da rolünü tam oynayabilmelidir. Demokratik siyaset adeta faşizmin yakasını tutarcasına aktif bir mücadele yürütmeyi bilmelidir. Halk faşizme karşı her türlü mücadele yöntemini kullanmaktan geri durmamalıdır. Kadın ve gençlik hareketleri antifaşist direnişin öncü güçleri olarak rollerini tam oynayabilmelidir. Kısaca otuz beşinci direniş yılı gerçekten de tarihin en büyük direniş ve zafer yılı haline getirilebilmelidir.

Bununla birlikte, otuz beşinci 15 Ağustos yılını, aynı zamanda söz konusu atılımın mimarı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasını sağlayacak bir mücadele yılı haline getirmeyi de bilmek gerekir. Örneğin, Kürt Halk Önderi ile aile ve avukatlarının görüşünü engellemek için hiçbir hukuki neden yoktur. Bu tutum tamamen siyasidir ve rehine politikasının bir sonucu olmaktadır. Bundan TC Devleti kadar, İmralı işkence sistemini yaratan devletler ve CPT gibi güçler de sorumludur. Madem sorumlu güçlerin mevcut durum karşısında kılı bile kıpırdamıyor, o halde bizde teşhir edelim ve söz konusu güçleri rahat bırakmayalım. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde böyle bir baskı ve terör uygulamasını sürdüren güçlere anladıkları dille cevap verecek bir mücadeleyi Kürdistan ve Türkiye’de başarıyla geliştirelim.

Herkesin 15 Ağustos bayramını kutluyor, ölümsüz komutan Mahsum Korkmaz şahsında tüm atılım şehitlerini saygıyla anıyoruz!

 

Kaynak: Yeni Özgür Politika