GÖRÜNTÜLÜ

Kalkan: Bu özgürlük kalkışını kimse durduramaz

Tüm zamanların en büyük, en net Newroz’unun 2024’te yaşandığını dile getiren PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, “Kim ne yaparsa yapsın, ne kadar saldırırsa saldırsın, Kürt halkının bu özgürlük iradesi durdurulamayacaktır” dedi.

DURAN KALKAN'IN DEĞERLENDİRMESİ

Duran Kalkan, Newroz vesilesiyle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talepli eylemlerin ivmesini en yüksek düzeye çıkarmaya çağırdı. Kalkan, “ Bakur halkını Amed'de bütünleşmeye; Avrupa'daki halkımızı Almanya'da örgütlenmiş Newroz’u şimdiye kadarki en büyük Newroz haline getirmeye; Rojava hatta Başûr’daki halkımızı, dünyanın dört bir yanındaki Kürt halkını da çocuk, ihtiyar, genç, yaşlı, kadın, erkek, herkesi Newroz meydanlarını doldurarak bir tutum, irade ortaya koymaya çağırıyorum. Bu bir irade savaşıdır, tutum savaşıdır. Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü talep etmek, sahiplenmek, kendi özgürlüğünü sahiplenmektir, varlığını sahiplenmektir, Kürtlüğü sahiplenmektir. Kürt varlık ve özgürlük mücadelesine katılmak, bağlanmak, var olmak ve özgür yaşamak istemektir. Kürt özgürlüğü de bütün halkların özgürlüğüdür. Bu bakımdan Newroz herkese yol gösteriyor” diye konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan’ın, Medya Haber televizyonunda yayınlanan özel bir programda gündemi değerlendirdiği konuşması şöyle:

Öncelikle Önder Apo'yu saygıyla selamlıyorum. İmralı'da işkence, tecrit devam ediyor; yeni bir durum yok. Üç yılını doldurdu, hiçbir bilgi de yok. Bu durumu değiştirmeye dönük herhangi bir ipucu da yoktur. Mücadele var. İşte son süreçte doktorların girişimi oldu. Uyarıda bulundular. Önder Apo'nun sağlığı konusu ile İmralı adasının koşullarına dair bazı temel hususları açıkladılar. Tabii biraz gecikmiş de olsa önemliydi. Israr etmek gerekiyor benzeri başvurularda. Hukuki mücadele, çeşitli değişik mücadele yöntemlerini kullanmak lazım. Bu önemli. Çünkü şu nettir. Her şey mücadeleyle kazanılacak. Mevcut durum mücadeleyle değişecek. Bu anlamda da mücadele önemli. Önemli gelişmeler mücadele üzerine var.

10 Ekim'de küresel düzeyde bir hamle başlatıldı. Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü talep eden Kürt sorununun çözümünü de istiyor. Ki zaten Önder Apo'nun fiziki özgürlüğüyle Kürt sorununun çözümü iç içe geçmiş aynı şeylerdir. Bir bütünü ifade ediyor. Bu mücadele, İmralı sisteminin 25'inci yıl dönümünde, 15 Şubat Komplosunun yıl dönümünde zirveye ulaştı. Yürütenler, birinci aşamanın tamamlandığını, ikinci aşamaya geçildiğini ifade ettiler. Ve gerçekten de 15 Şubat Komplosuna karşı 26. yıl mücadelesi, İmralı sistemini, komployu dört parça Kurdistan ve dünyanın dört bir yanında yoğun protestolarla başladı. Kitlesel bir eylemlilik var. Yani ikinci aşama kitlesel olacak denildi. 15 Şubat Komplosunu protesto böyleydi, 8 Mart kutlamaları bu temelde sürdü. Kadınların her alanda; dört parça Kurdistan'da, yurt dışında özgürlük taleplerini, bu temeldeki mücadelelerini, Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü için yürütülen küresel özgürlük hamlesiyle bütünleştirdiler. Her alanda Önder Apo, kadınlar tarafından sahiplenildi ve Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü istendi. İkinci aşamanın zirvesi gibiydi.

Şimdi Newroz süreci bunu daha üst düzeye çıkartıyor ve zirve yaptırıyor. Gerçekten de küresel özgürlük hamlemiz ikinci aşamada kitleselleşmekte. Şimdiye kadar var olan bütün kitlesel eylemleri aşacak bir düzeye ulaşacağa benziyor. Bütün bunlar, Kürt halkı, kadınları, gençleri tarafından yürütülüyor. Ama dikkat edilirse, bu hamle, yani dünyanın dört bir yanında işçi sendikaları, emekçiler, çeşitli diğer kuruluşlar, sanatçılar, aydınlar, siyasetçiler, insan hakları savunucuları; yani halkların yüreği beyni olan bütün kesimler akademisyenler tarafından başlatıldı. Şimdi bu eğilim daha çok güçleniyor. Neden bu güçleniyor? Çünkü İmralı, işkence, tecrit ve soykırım sisteminin bir benzeri yok, kabul edilirliği yok. Daha önce de ifade ettik. Örneğin evrensel hukuk ilkeleri deniliyor. Hukuktan söz ediliyor, ahlaki ilkeler var. İster ahlaki yaklaşalım ister hukuki; hiçbirisi mevcut sistemi kabul edemez. Ahlaklı, hukuka saygılı hiç kimse İmralı işkence, tecrit ve soykırım sistemini kabul edemez, ona karşı çıkar. Dolayısıyla Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü ister.

ÖNDER APO’YU SAHİPLENME DAHA DA ARTACAK

Diğer yandan ise Önder Apo İmralı'da tarihin en büyük zihniyet devrimini gerçekleştirdi. Entelektüel devrim yaptı. Tüm ezilenler için kurtuluş yolunu gösteren yeni bir paradigma geliştirdi. Bunu tanımladı. Bütün kısıtlamalara, engellere, baskılara rağmen tanımladı, teorik ifadeye kavuşturdu, yani insanlığa da ulaştırdı. Şimdi mevcut Dünya Savaşı, tehditler, açlık, doğanın tahribatı, yani doğanın ve toplumun yıkım süreci var. Kapitalist modernite sisteminin saldırıları bu düzeyde. Böyle bir ortamda insanlar yaşayabilmek için büyük arayış içerisindeler. Yok olma tehlikesi ve tehdidi altında yaşıyorlar. Bu arayışa cevabı Önder Apo mevcut paradigması ile verdi. Herkes kurtuluş yolunu Önder Apo'nun paradigmasında görüyor. İşte ezilen köle, yok edilen kadın jineolojiye sarılıyor. Ulus devlet baskısı altında olan demokratik konfederalizme sarılıyor. Bürokrasinin baskısında olanlar ahlaki topluma sarılıyor. Yani nerede mevcut iktidar ve devlet sisteminin, küresel kapitalizmin baskısından kim, hangi yönde zarar görüyorsa ondan kurtuluşun yolu Önder Apo'nun paradigması da var ve o paradigmada kendi kurtuluşunu görüyor, özgürlüğünü görüyor. Baskı ve sömürüden, zulümden kurtuluşu görüyor, sahipleniyor. Bu gayet açık, anlaşılır bir durum. Başka türlü olması da mümkün değil. Eksiklik, Önderlik paradigmasının insanlığa az ulaştırılıyor olmasıdır. Mevcut ulaştırmanın, yayılmanın yetersizliğidir. Bu durum aşıldıkça küresel düzeyde Önder Apo'yu sahiplenme daha çok artacak, büyüyecek. Zirve yapacak yani. Çünkü herkes diyor, filozof görüyoruz. Kimisi halklar önderidir, diyor. Önder Apo'yu kendilerine kurtuluş yolunu gösteren olarak görüyorlar. Önderlik gerçeğini bu düzeyde anlıyorlar ve sahipleniyorlar. Doğal olan da bu. Önderlik düşünceleri, paradigması, insanlığa ulaştırıldıkça daha fazla sahiplenilecek. Buna inanmak, dolayısıyla bu yönlü çalışmaları geliştirmek gerekli.

NEWROZ DAHA İLK GÜNLERİNDE MİLYONLARI BULDU

Newroz başladı. Başta Önder Apo olmak üzere yoldaşların, halkımızın, bütün halkların, kadınların, gençlerin, tüm dostlarımızın, işçi ve emekçilerin Newroz’unu kutluyorum. Yeni Newroz yılında özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten herkese üstün başarılar diliyorum.

Bu Newroz’u biz Önder Apo'ya fiziki özgürlük hamlesiyle karşıladık. Bunu her alanda ifade ediyoruz. Önderlik Newroz’u ilan ettik. Özgürlük Newroz’u olarak tanımladık. Özgürlük ve zafer Newroz’u olarak sloganlara geçti. Gerçekten de daha ilk günlerinde, başlangıcında milyonları buldu. Kurdistan'da, Bakurê Kurdistan'da, kısmen Başûr ve Rojava'da yurt dışında, Avrupa'nın çeşitli alanlarında ilk başlangıç milyonları sokağa döktü, meydanlarda topladı. Giderek Newroz gününe doğru bunun on milyonlara ulaşacağı şimdiden net görülüyor. İnsan net ifade edebilir. Çünkü  esas kitle henüz daha harekete geçmedi. Örneğin Amed duruyor, Avrupa'nın Almanyası duruyor. Rojava henüz yeni başlangıç yapıyor. Rojhilat, Mahabad ile başladı. Her alana çok güçlü yayılıyor. Yani Jin Jiyan Azadî serhildanı, Rojhilat halkı, bu Newroz'da çok daha güçlü ve kitlesel özgürlük taleplerini daha somut ortaya koyan bir tarzda Newroz meydanlarını dolduruyor. Bunlar çok önemli. Bu, devam edecek Newroz'da. Daha ilk adımları atıldı, milyonlar meydanları doldurdu. Sonu 10 milyonlara ulaşacak. 30-40 milyona da varabilir yani. Dolayısıyla mevcut haliyle insan şunu söyleyebilir. Yani tüm zamanların en büyük, en görkemli, en geniş katılımlı, aynı zamanda en coşkulu, en umutlu, en net Newroz’u yaşanıyor. Newroz'un anlamına en güçlü ulaşma gerçekleşiyor. Coşku gerçekten en üst düzeyde. Bunu insan rahatlıkla görüyor. Newroz meydanları iğne atsan yere düşmeyecek kadar dolu, tıka basa doluyor ve her alandan Bijî Serok Apo sloganları yükseliyor. Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü isteyen çağrılar yükseliyor. Konuşmacılar öyle, katılanların hepsi öyle. Yani bir yanda büyük coşku ve heyecan var ama bir yanda da çok net bir talep var. Bu Newroz Önder Apo'nun fiziki özgürlüğüyle birleştirilen bir Newroz konumunda. Dolayısıyla gerçekten de şunu net ifade edebiliriz. Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen küresel özgürlük hamlemiz Newroz ile daha şimdiden zirve yapmış durumda. Bu gidişle ikinci aşamanın değil, genel bir zirve yapma, doruğa ulaşma yaşanacak. Bu hem Önder Apo'yu sahiplenmede, Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü taleplerini haykırmada, hem de kitlesellikte, coşku da böyle olacak. İnsanlar büyük bir coşkuyla kenetlenmiş olarak hareket ediyorlar. Hep birlikte de bir talepte bulunuyorlar: Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü. Önderlik gerçeğiyle, Önder Apo gerçeğiyle bu düzeyde bütünleşmiş milyonlar var. On milyonlar var artık ortada. Bu Kürt halkıdır, kadınlardır, gençlerdir, işçi ve emekçileridir, Bu komşu halklardır, Ortadoğu halklarıdır. Bu tüm insanlık, kadınlar, gençler, işçi ve emekçiler, tüm ezilenlerdir. Bunun içinde küresel bir bütünlük var. Önderlik gerçeğini sahiplenme Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü mücadelesine yönelme bu düzeyde. Artık şu söylenebilir; böyle bir kalkışı kimse durduramaz. Bu yürüyüşün önünü kimse alamaz.

Kürt halkı ve bütün ezilenler, dostları Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü sağlamaya karar vermişlerdir. Bunu Newroz meydanlarında net ortaya koyuyorlar ve mutlaka kazanacaklar. Sonuç alacaklar. Sonuç almadan durmayacaklar. Bu anlamda, bu Newroz Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü temelindeki küresel mücadelemize hem zirve yaptırdı hem de bunun zaferlerini gösterdi. Zafer kazanacağını kanıtladı. Durdurulamaz, önü alınamaz, engellenemez olduğunu ortaya koydu. Bu hususlar çok çok önemli. Bunu şimdiden gördük. Gerçekten de coşku, heyecan, bayram coşkusu, mücadele coşkusu, özgürleşme coşkusu var insanlarda. Öyle sıradan bir bayram yaşamı değil. Bütün o kölelik bağlarından kopma, ayak bağlarını kırma ve böylece yeniden doğma gibi. Mevcut coşku onu gösteriyor. Zaten Newroz'un gerçeğine, ruhuna uygun olan da bu değil mi? İşte Newroz, işte yeniden doğuş ve özgür doğuş, yeni gün, yeni yıl başlangıcı deniliyor. Bu, Newroz'da gerçekleşiyor. Milyonlar, on milyonlar, bu Newroz'da gerçek bir özgürleşmeyi, özgürlüğün bilincine anlamına varmayı yaşıyorlar ki, bu büyük özgürlük yürüyüşü durdurulamaz bir yürüyüştür, önü alınamaz bir yürüyüştür. Kim ne yaparsa yapsın, ne kadar saldırırsa saldırsın, Kürt halkının kadın ve gençlerinin, tüm ezilen insanlığın, halkların bu özgürlük iradesi durdurulamayacaktır. Zafere kadar bu yürüyecek ve sonunda mutlaka zafer kazanacaktır.

ÖNDERLİK HERKESE NEWROZLAŞMANIN YOLUNU GÖSTERDİ

Önder Apo dedi; “PKK ile Newrozlar çok daha güzel ve anlamlı”. Gerçekten de öyle yaşanıyor. “Boşuna bu güne PKK’yle başlamadık” dedi. PKK’nin bu anlamda bir Newroz partisi olduğunu ifade etti ve PKK mücadelesiyle Kürt halkının Newroz halkı haline geldiğini söyledi. PKK’nin temelleri bir nevi Newroz sürecinde atıldı. Her Newroz, mücadeleyi daha da büyüttü. Eylemlerle, gelişmelerle mücadeleye yeni şeyler kattı. Böylece Newroz dağlarla büyüyen, şekillenen bir özgürlük mücadelesi, özgürlük hareketi, özgürlük yürüyüşü, özgür halk gerçeği ortaya çıktı. Kadın özgürlüğü, gençliğin dinamik mücadelesi bunun temelini oluşturdu. Bu temelde tabii şunu ifade etmek lazım; Bütün bu gelişmelerin temelinde Önderlik çalışmaları var, Önder Apo'nun emeği var, mücadelesi var, bilinci var, ruhu var, Newroz bilinci var, dolayısıyla tarih bilinci var. Tarihin derinliklerinden bu özgürlük ışığını aldı, günümüzü de yeniden tanımladı, şekillendirdi. Bir zihniyete, teoriye, programa, mücadele tarzına dönüştürdü ve Kürt halkına verdi. Kadınlara, gençlere verdi, bütün halklara verdi. Herkese Newrozlaşmanın yolunu gösterdi. Dolayısıyla Newroz ruhuyla, direniş, zafer ve özgürlük ruhuyla, birlik ruhuyla mücadele eden kazanır, dedi ve dolayısıyla Newrozları Newroz yapan, bugünleri yaratan Önder Apo’dur. O bakımdan da Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü Newrozlara damgasını vuruyor. Herkes Newroz’la Önder Apo gerçeğini özdeşleştiriyor, bütünleştiriyor. Öyle anlıyor, öyle sahipleniyor.

MAZLUM DOĞAN’INKİ BİLİNCİN EYLEME GEÇMESİYDİ

Newroz şehitlerini de değerlendirmeliyiz. Mazlum Doğan yoldaş şahsında tüm Newroz şehitlerini saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Zekiyeler, Rahşanlar, Berivanlar, Ronahîler… Yüzlerce gerilla arkadaş var, Newroz sürecinde şehit düştüler. Bunların hepsi Newrozların bugüne gelmesini sağladı. Şimdi Mazlum Doğan gerçeğiyle özdeşleştiriliyor Newroz.

1977 Newrozu’nda biz Mazlum arkadaşla birlikte Amed'deydik. Newroz geliyordu. Birkaç gün kalmıştı. Herhalde 15-16 Mart civarıydı. Bildiri yazıp dağıtmak istedik. Bir bildiri yazalım, dağıtalım dedik. Çünkü bir Newroz heyecanı oluşmuştu. Oturduk, daktilomuz vardı. Daha çok o konuştu, ben yazdım. Yazıyorduk. Saatlerce uğraştık. Böyle bir sayfayı doldurduk. Yaşamdan ve okuduklarından güzel kavram, söz, tanım olarak ne öğrendi ise hepsini Newroz olarak tanımladı. Bir sayfa boyunca Newroz’u tanımladık. Ama her türlü iyiliği, doğruluğu, güzelliği Newroz’la ifade etti. Daha sonra dağıtmadık. Antep'ten Haki arkadaşlar hazırlamışlardı. Bir bildiri geldi. Onu görünce tek bildiri olsun diye biz hazırladığımızı bıraktık, Antep'ten gelen bildiriyi dağıttık.

Neyi ifade etmek istiyorum? Mazlum arkadaş için Newroz iyiliklerin, güzelliklerin doğrulukları, özgürlüklerin toplamıydı. Böyle güçlü ve derin bir Newroz bilincine sahipti. Dolayısıyla bir Newroz günü bir eyleme kalkması, şehit düşmesi tesadüf değildir. Bu bilincin eyleme geçmesi oldu. O nedenle de Önder Apo dedi; Çağdaş Kawa. Newrozları Newroz haline Önder Apo'nun çabası ve bir de şehitlerimizin mücadelesi getirdi. Bugün milyonları, on milyonları özgürlük bilinciyle, coşkusuyla, heyecanıyla harekete geçiren, eyleme kaldıran kesinlikle bu bilinçtir, ruhtur. Bunun etkisidir. Böyle takip ediliyor. Herkes Mazlum direnişçiliği diyor. Mazlum’un özgürlük ruhu. Bu özgürlük ruhu, gerçekten büyük bir ruh. Bu ruh, doğru anlamayı gerektiriyor, doğru sahiplenmeyi gerektiriyor. Bu anlamda tabii Önderlik ve şehitler çizgisinde, Mazlum Doğan çizgisinde Newroz’u anlama, Newroz bilincine ulaşma, onunla çelişen yanlarımızı giderme, aşma görevimiz var, sorumluluğumuz var. Bunu bu Newroz sürecinde mutlaka yapmalıyız. Büyük coşku, heyecan ile mücadele etmeliyiz. Newroz'u doya doya yaşamalıyız. Newroz'u büyük bir direniş günü, özgürlük günü, özgürleşme günü olarak görmeliyiz. Aynı zamanda kendi hata ve eksikliklerimizden de arınmalıyız. Newroz çizgisinde, Mazlum direnişçileri çizgisinde, gerçek özgürlük çizgisinde, kendi eksikliklerimizi aşan, kendimizi yenileyen, yeniden doğuş, özgür doğuş ve açılımı ve gerçekleştiren yenilenmeyi de mutlaka yaratmalıyız. Newroz’a doğru yaklaşma, Newroz'u doğru sahiplenme kesinlikle böyledir. Biz böyle yaklaşıyoruz.

MEYDANLARI DOLDURARAK TUTUM, İRADE ORTAYA ÇIKARMAYA ÇAĞIRIYORUM

Bir kez daha herkesin Newroz’unu kutluyorum. Ama aynı zamanda bu başlangıcı da sürdürmeye, önümüzdeki günleri daha artan bir eylem günü haline getirerek, eylemin ivmesini daha da büyüterek, Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü talep eden bu Newroz eylemlerini en yüksek düzeye çıkartmaya çağırıyorum. Özellikle Bakur halkını Amed'de bütünleşmeye; Avrupa'daki halkımızı Almanya'da örgütlenmiş Newroz’u şimdiye kadarki en büyük Newroz haline getirmeye; Rojava'da hatta Başûr’daki halkımızı, dünyanın dört bir yanındaki Kürt halkını da çocuk, ihtiyar, genç, yaşlı, kadın, erkek, herkesi Newroz meydanlarını doldurarak bir tutum, irade ortaya koymaya çağırıyorum. Bu bir irade savaşıdır, tutum savaşıdır. Bu hale geldi. Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünü talep etmek, sahiplenmek, kendi özgürlüğünü sahiplenmektir, varlığını sahiplenmektir, Kürtlüğü sahiplenmektir. Kürt varlık ve özgürlük mücadelesine katılmak, bağlanmak, var olmak ve özgür yaşamak istemektir. Kürt özgürlüğü de bütün halkların özgürlüğüdür.

Bu bakımdan da Newroz herkese yol gösteriyor. Bütün ezilenler için umut ışığıdır, yol göstericidir, kurtuluş yolunu gösterendir. Dolayısıyla herkesin Newroz'da bütünleşmesi, bu Newroz'u gerçek amacına uygun olarak Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü temelinde gerçek bir özgürlük ve zafer Newroz'u haline getirmesi gerekir. Çağrım bu temelde.

ZAP’TA BATAĞA SAPLANDI, ÇIKABİLMEK İÇİN DEBELENİYOR

Yine Bağdat'a gittiler, yine istişare edeceklermiş. Tayyip Erdoğan da nisan ayında yine Bağdat'a gidecekmiş. AKP-MHP faşizmi, Tayyip Erdoğan yönetimi Mekik dokuyor. Bunu herkes değerlendiriyor, görülüyor, basına yansıyor. Bunları herkes biliyor. Bunları söylememize gerek yok. Deniliyor ki işte bir saldırı hazırlığı yapıyor. Yeni bir askeri saldırı yapacak. Türk basını tartışıyor durmadan. Acaba nereye yapacak? Şuraya yapacak, buraya yapacak kendilerine göre. Bir sürü şey söylüyorlar.

Merkez Karargah Komutanımızın açıklamaları oldu. Yeterlidir aslında, onlara eklenecek çok şey yok. Fakat bütün bu tartışmalara dair insan birkaç şey söylenebilir. Birincisi, bir hazırlık yapılıyor. Bir psikolojik savaşa dönüştürmek istiyorlar. Şuraya gitti, şöyle görüştü, şuradan destek alıyor gibi. Ama hiç kimse demiyor ki, ya niye bu kadar herkese muhtaç hale geldi bu devlet? Niye bu durum ortaya çıktı? Bu bir gelişme midir yoksa bir zorlanmanın, çöküşün yıkılmanın emaresi midir? İkincisi daha doğru. AKP-MHP faşizmini, Tayyip Erdoğan yönetimini bu hale gerillanın vuruşları getirdi. Kadınlar, gençler öncülüğünde halkımızın mücadelesi getirdi. Dostlarımızın mücadelesi getirdi. Mücadeleyle AKP-MHP faşizmi çöküşün eşiğine getirilmiş durumda. Artık varlığını sürdüremez halde. Çekilemiyor da, ilerlemiyor da. Dedik ya Zap’ta kilitlendi, saplandı batağa; çare arıyor. Buradan kurtulabilmek, bataktan çıkabilmek için debeleniyor aslında. Bütün bu arayışlar ona işarettir, onu ifade ediyor. Önce bunu görmek lazım. Çok bir marifet olarak görmemek lazım. İçine düşülen yenilginin, başarısızlıkların sonucu bu.

Bu temelde İsveç'in NATO'ya üyeliğini kullandılar. NATO'dan, ABD'den biraz destek aldılar. O da yetmedi, hala da güvenmiyorlar. Bir Avrupa'ya gidiyorlar, bir ABD'ye gidiyorlar. Acaba gerçekten destek veriyor mu, vermiyor mu? Yetmiyor. Şimdi İran'a gidiyorlar. Irak'ı, YNK’yi de katmak istiyorlar. Zaten ABD, NATO, KDP'yi katmış işin içine. Yani bütün bunlarla ancak gerilla karşısında durabiliriz, çöküşü geciktirebiliriz, yıkılmaktan kurtulabiliriz, diyorlar. Bunu bir gerileme olarak görmemiz lazım.

Evet, bir saldırı hazırlığı yapıyorlar ama bu hazırlık, içine düştükleri zor, başarısız durumun bir sonucu oluyor. Herkese yalvar yakar ediyorlar. El etek öpüyor neredeyse. Filanla görüştük, filan bize şunu dedi, filan şunu verecek. Yalvar yakar halindeler. Faşist sömürgeci sistemin ne hale geldiği, Kürt düşmanı zihniyet ve siyasetin ne hale geldiği açıkça görülüyor. Çalmadıkları kapı, kendilerini pazarladıkları yer, güç, destek istemedikleri, Kürtlere karşı, PKK'ye karşı anlaşma yapmaya çalışmadıkları kimse bırakmadılar. O kadar korkuyorlar, o kadar zor durumdalar. Bu açık bir gerçek.

Gerçekten ilginç şeyler de oluyor. Bu özellikle KDP cephesi açısından birçok şey belirtildi ama şunu söylemekte fayda var. Neçirvan Barzani burada görüşüyor, orada görüşüyor. En son gitti Ankara'ya görüşmeye. Eskiden hiç olmazsa bir bayrak koyuyorlardı, bu sefer TC bayrağı önünde Tayyip Erdoğan'la görüşmeye katıldı. Buna Irak'tan, Hewlêr yönetiminden hiçbir tepki gelmedi. Neçirvan Barzani Irak görevlisi midir? Güya Irak Kurdistan Bölge Yönetimi'nin başkanı olarak gitmiş, görüşüyor. Yani bir Irak devletinin görevlisi, sorumlusu, Hewlêr yönetiminin başkanı. Kendi bayrakları var, bölge bayrağı, Irak bayrağı var. Onları bir yana bırakmış, sanki TC memuru olmuş gibi, TC bayrağının önünde başkalarıyla görüşme yapıyor. Bu hiç bir diplomatik soruna dönüşmedi. Onlar da o hale gelmişler. Artık ne yaptıklarını, ne nerede, kimin önünde, neyle görüştüklerini, konuştuklarını bile fark edemiyorlar. O durumdadırlar.

DAHA FAZLASI İÇİN HAZIRLANIYORUZ

Diğer yandan şunları da söyleyebiliriz. Evet, savaş var. Kürt soykırımını geliştirebilmek için mevcut Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli diktatörlüğü yapmadığını bırakmıyor. Türkiye'nin her türlü imkanını seferber ediyor. Yani sonuna kadar da edecek. Bunlar yok olana kadar saldıracaklar. Bu açık. Bunu biz biliyoruz, anlıyoruz. Fakat burada şunu da söylemek isterim. Yani hazırlık yapan sadece onlar değil. Yani hazırlık sadece onlara mahsus bir durum da değil. Herhalde biz de yatmıyoruz, uyumuyoruz. Durmuyoruz yerimizde, biz de hazırlık yapıyoruz. Biz de savaşan bir tarafız. Savaşın sonuçları da ortada. Yaşanan gerçekler göz önünde. Hiç kimsenin karartamayacağı şekilde. Daha fazlası için hazırlanıyoruz. Hem de çok yönlü, çok güçlü, bize savaşı kazandıran etkenler üzerinde kendimizi en güçlü bir biçimde, her türlü saldırıyı kırmaya hazır hale getiriyoruz. Getirdik de. Öyle de söyleyebilirim. Merkez Karargah Komutanımız açıkladı; “Bizim de bir sürü verilerimiz var, hazırlıklarımız var. Eğer saldırılar daha ileri düzeye çıkarılırsa biz de direnişimizi daha çok yönlü kılarız” dedi. Bunlar birer gerçek. Bu bakımdan şunu ifade edebilirim: toplumumuz psikolojik savaşa çok itibar etmemeli. Yoğun bir psikolojik savaş var. Buna aldanmamak lazım. Dikkat etmemiz gerekiyor. Karşımızdaki düşman faşisttir. Sömürgeci, soykırımcıdır, Kürt düşmanıdır. Kürtlüğü yok etmek istiyor. İşte ifade ettiler; Irak'tan, Suriye'den 45 bin kilometre karelik yer almak istiyor. Mevcut devletlerin yüzde 60'ının topraklarından daha büyük bir alanı Irak'tan almak istiyor. Böyle bir güç var karşımızda. Saldırabilir, yeni saldırılar yapabilir. O halde ne söyleyebiliriz bunun karşısında? Direnmek, mücadele etmek için hazırlanalım. Halkımız hazırlansın, toplumumuz hazırlıklı olsun. Savaş halindeyiz, savaşarak kazanıyoruz. Bu savaş sürüyor, sürecek. O halde savaşan halk gerçekliğine ulaşmalıyız. Yaşamımızı savaş koşullarına daha uygun hale getirmeliyiz.

Bir halk savaşı yürütüyoruz. Gençlik, kendisini bu savaşın bir parçası haline, savaşı yürüten güç haline getirmeli. Savaşa daha çok sahip çıkmalı. Tabii gerillaya sahip çıkmalı, bu savaş için kendini daha hazır kılmalı, daha çok katılmalı.

Diğer yandan bu çabalar sonuç verir mi? Biz bir şey diyemeyiz ona. Sadece şunu söyleyebiliriz. Herkes Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli gibi Kürt düşmanı, faşist, sömürgeci, soykırımcı değil. Herkes TC devletinin isteklerini olduğu gibi karşılayacak değil. Çıkarları gereği destek veriyorlar. Zaten şimdiye kadar da şöyle böyle hemen herkes verdi, yine verirler. Daha fazla verenler olabilir. Ama kendi çıkarlarına göre yaparlar. TC devletinin propagandasına aldanmamak lazım bu konuda.

Bu tür çevreler için de şunu söyleyebilirim ben. PKK gerçeği de ortada. Özellikle Iraklılar için, Irak'ın onurunu DAİŞ karşısında PKK korudu. Şengal'de korudu, Maxmur’da korudu, Kerkûk'te korudu. Yoksa DAİŞ alıyordu hepsini. Irak yönetimi resmen PKK'ye teşekkür etti. Bizi büyük bir şeyden kurtardınız, insanlığın yüz akısınız diye. Şimdi aynı Irak yönetimi bu sefer yasak örgüt, şu bu kararı verdi, diyor. Ne kadar doğru bilemiyoruz. Öyle yaparsa kendi kararlarına ters düşer. Ortada bir Kuzey Irak Kurdistan Bölge Yönetimi oluşturmuş. Bu, anlayışına, siyasetine ters düşer. TC devleti suyla, işgalle tehdit ediyor. İşgal etmek istiyor. İşgalin sonu yok. Kurdistan’ı alırsa Arabistan'ı rahatlıkla alır. Kürtler TC işgalci saldırısına karşı şimdiye kadar kendi özgürlükleri için savaştılar ama Arabistan'ı da koruyorlar. Bunu da daha iyi görmeliler, anlamalılar. Nasıl olsa Kürtler direniyorlar. Bize kadar gelmez dememek lazım. Diğer yandan insanlık suçu işliyor, soykırım suçu işliyor. İşte Halepçe gibi her gün katliam yapıyor. Günümüzün Saddam rejimi, AKP-MHP rejimi. Kuzey'de, Medya Savunma Alanlarında, Rojava'da bu suça ortak olmamalılar. Sadece onu diyebiliriz. Olmazlarsa kendi çıkarlarına olur. Diğeri kesinlikle zararlarınadır. TC devletinin bu kadar Kürt düşmanı, soykırımcı, işgalci bir gücün Irak'a verebileceği hiç bir güvenlik şeyi olamaz. Tersine Irak'ı egemenliği altına almak istiyor. Kendi hakimiyet sahası haline dönüştürmek istiyor. Bunu herkes görmeli. Bu bizim bir karalama tutumumuz değil. Buna ihtiyacımız yok. Ama apaçık ortada, net gözle görülüyor. Bunu görürlerse kendileri için daha doğru tutum takınmış olurlar düşüncesindeyiz. Bu güce karşı mücadeleyle varlıklarını, onurlarını kurtarırlar. İşte kendi Irak Kürdistan Bölge Yönetimi diye oluşturdukları yönetimin başkanı, TC bayrağı önünde konuşuyor, Irak bayrağına sahip çıkmıyor. Irak Kurdistan Bölge Yönetimi bayrağına sahip çıkmıyor. Yani bu devletin iradesi, onuru incinmiyor mu? Bu biçimde TC durdurulamaz. Herkes aklını başına toplarsa iyidir.

HİÇ KİMSE KÜRT SOYKIRIM SUÇUNA ALMANYA KADAR BULAŞMADI

Herkesten destek istiyor. Avrupa'nın her yerine gidiyor; İngiltere'ye gidiyor, Almanya'ya gidiyor, Fransa'ya gidiyor. Türkiye'nin neyi varsa pazarlıyor. Almanya bu konuda öncülük edenlerden bir tanesi. NATO da destek verdi. ABD'den de alıyor. Almanya aynı Ankara'daki yönetim gibi çalışıyor. Hatta ondan daha fazla Ankara'daki Kürt düşmanı, faşist, soykırımcı, sömürgeci zihniyet ve siyasete sahip çıkıyor. Bunlar yetmiyor TC devletine. Yetmediği için Almanya daha fazla çaba harcıyor. Biz bunu biliyoruz. Aslında Almanya'yı bu konuda iyi tanıdık. Biz Düsseldorf hakimlerine ve savcılarına şunu sorduk; Türkiye'yi Ankara'daki yönetim mi yönetiyor yoksa Bonn’daki yönetim mi? Bize onu söyleyin, biz ona göre sizinle konuşalım. Çünkü öyle bir şeyle çıkıyorlardı ki karşıya, sanki Türkiye yönetimi kendileri, Türkiye hükümeti kendileri. Ankara'daki hükümeti hükümet yerine koyuyorlar. 129b diye maddeleri var. Güya terör örgütlerine karşı mücadele. Neymiş? 1988 Düsseldorf soruşturmasından bu yana Kürt karşıtı bir mücadeleye dönüştürüldü.

AKP-MHP faşizmi herkesle ilişki kuramıyor, her istediğini alamıyor. Örneğin istediği tutukluyu alamıyor. Çünkü iade etmiyorlar Türkiye'ye. Baskıcı, Kürt düşmanı rejim var diye. Türkiye'nin yapamadığını Alman hükümeti yapıyor. Bilmem Kıbrıs’ta tutuklatıyor, Almanya’ya iade ettiriyor. İsveç’te tutuklatıyor, Almanya’ya iade ettiriyor. Fransa'da tutuklatıyor, Almanya’ya iade ediyor, Almanya yargılıyor. Onun yapamadığını, Kürt düşmanı bu rejimi korumak için Almanya yapıyor. Alman toplumu bu durumu iyi bildiği için protesto ediyor. Alman toplumunda, Avrupa'da, Avrupa içerisinde Alman toplumunun Kürtlere sempatisi, PKK'ye desteği herkesten fazladır. Devletin Kürt düşmanı, faşist, sömürgeci, soykırımcı rejime bu kadar sahip çıkmasından dolayı…

Eskiden NATO'nun Türkiye masası Almanya'daydı. Düsseldorf Davası sırasında öyleydi. Biz onu açığa çıkardık, öğrendik. Gördük ki gerçekten Türkiye yönetimi Almanya'daymış. Ankara'dakiler kuklaymışlar. Şimdi bu değişti aslında. Fransa öne geçti dediler. Değişik alanlara kaydı ama görünen o ki çok fazla bir değişiklik olmamış. Ya Almanya kraldan daha kralcılar yapıyor. Türkiye ile ekonomik, ticari ilişkileri gereği, bunun karşılığını çeşitli çıkarlar alarak yapıyor. Ya da aslında hala Almanya, Türkiye'yi yöneten NATO gücü. NATO yönetimi hala Almanya'da. Artık hangisiyse bilemiyoruz ama bu duruma karşı çıkılması lazım. Alman devletinin bu tutumu kesinlikle teşhir edilmeli. Hiç kimse Kürt soykırım suçuna Almanya devleti kadar bulaşmadı, destek vermedi, alet olmadı. Alman toplumu, kadınları, gençleri bu gerçeği görmeli ve soykırım lekesini ortadan kaldırabilmek için bu politikaya karşı daha çok mücadele etmeli.

SEÇİMLERDE KURDISTAN, FAŞİZME GEÇİT VERMEYECEK

Biz seçimi takip ediyoruz. Irkçı, Kürt düşmanı, şoven milliyetçi hezeyanlar her taraftan yükseliyor. AKP-MHP faşizmi burayı da yanına almış, bütün o faşist çevreleri toplamış; bir yandan gerillanın üzerine tetikçi olarak gönderiyor, saldırtıyor, diğer yandan da toplum üzerinde baskı uyguluyor. Her türlü kötülüğü aşağılayıcı şeyleri, ırkçı, şoven hezeyanları geliştiriyorlar. Bunu görüyoruz. Bu seçimde de bunu yapmaya çalışanlar var. Benzeri yaklaşımlar CHP içinden de çıkıyor. Diğer bazı partiler vardı. Güya Mayıs seçimlerinde CHP ile ittifak yapmışlardı. Tayyip Erdoğan'ı değiştireceklerdi. Onlardan hiç ses çıkmıyor.

31 Mart'ta Türkiye’de önemli bir seçim olacak. Bu belki Mayıs seçimleri kadar olmayabilir ama yerel yönetimler çok daha önemli. Bu anlamda demokratik güçlerin, aydınların, kadınların önemli bir çabası var. İşte demokrasi ittifakları var, ittifak güçleri, çeşitli sol demokratik güçlerden parti etrafında oluşan bir ittifak var. Bir çabaları var; önemli, anlamlı. Mart ayının mücadeleci karakteri de seçim çalışmaları için bir güç destek veriyor. Umut ediyoruz, inanıyoruz demokratik güçler kazanırlar. AKP-MHP faşizmine seçimde de darbe vurulur. Bu anlamda seçimi bir siyasi mücadele olarak görmek gerekli. Bir de bu yerel seçimi, yerelden demokrasi bakımından daha da önemsemek lazım. Belki bu faşist diktatörlük ortamında seçilen belediye başkanları, eşbaşkanlar tam istediklerini yapamazlar ama yine de halkla birlikte birçok şeyi yapabilirler.

Newroz alanları önemli mesajlar veriyor bu anlamda. Zaten çaba da harcıyorlar. Şuna inanıyoruz. Kürdistan faşizme geçit vermeyecek. Kürt halkı bu kayyum siyaseti işte 31 Mart'ta darbe vuracak. Kendi iradesine sahip çıkacak. Newroz'da da bunu gösterdi. Seçim çalışmalarında da kendini yönetmeye, yerelden demokrasiyi geliştirmeye sahip çıkacak. Bu, açıkça görülüyor. Böyle bir şey Türkiye'de yayılabilir, yayılmalı. Faşizme gerçekten de darbe vurmak lazım. Yerelde de olsa geçit vermemek gerekli. Seçim çalışmalarını anti faşist, anti ırkçı, anti şoven, anti sömürgeci, soykırımcı, anti soykırımcı bir çalışmaya da dönüştürmek gerekli. Böyle bir mücadele de var, bilinçli bir propaganda da var. Yoğun bir mücadele olarak sürüyor. Bu anlamda biz önemsiyoruz. Kürt halkı duyarlı çalışıyor. Arkadaşlar, çeşitli güçler açıklama yapıyorlar. Bizim çok fazla söyleyeceğimiz bir şey yok. Herkes biliyor. Yani arkadaşlar dediler; hiçbir yurtsevere sen de çalış demeye gerek yok. Zaten herkes kendini görevli görüyor, sorumlu görüyor. Faşizme karşı mücadelenin bir gereği olarak, özgürlük mücadelesinin bir parçası olarak bu seçimlerde de gereken yapılacak. Yurtsever olanlar, özgürlük mücadelemizin yurtseveri, taraftarı olanlar tabii ki kendi yöneticilerini seçecekler, büyük birlik sağlayacaklar. Faşizme, Hizbulkontra’ya geçit vermeyecekler. Genelde de demokrat adaylara, kadınlara oy verecekler. Buna inanıyoruz.

Göreceğiz 31 Mart'ta ortaya çıkan sonucu ama yerelden demokrasiyi ifade ettiği için önemsenmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Taraftarlarımıza çağrımız bu temeldir. Faşizme geçit verilmemeli. İradeye sahip çıkmak lazım. Daha çok bütünleşmek gerekli, mücadeleci olmak lazım. Demokrat kesimleri, kadınları desteklemek gerekli.

 

HBDH AKP-MHP FAŞİZMİNE KARŞI MÜCADELENİN TEMEL GÜCÜDÜR

Biz seçimi ifade ettik, seçim önemli bir siyasi mücadele. Antifaşist, antikapitalist mücadelenin bir parçası. Böyle görmemiz gerekli. Fakat tek mücadele seçim değil. Seçimden seçime mücadele eden güç değiliz. Parti olarak çok yönlü mücadele yöntemi kullanıyoruz. Faşist saldırganlığa karşı hesap soran, onlara darbe vuran mücadele yöntemlerini de geliştiriyoruz. Şimdi bu bakımdan şunu ifade etmek istiyorum. Halkların Birleşik Devrim Hareketi ittifakımız var. Seçimi de bir mücadele olabildiği kadar değerlendiriyoruz ama esas olarak çok yönlü faşizmin anladığı dilden faşizme karşı mücadele eden bir güç konumundayız. HBDH, 12 Mart 2016'da kuruluşunu, ittifakını ilan etti. Dokuzuncu yılına girdi. Sekiz yıl boyunca önemli bir mücadele yürüttü. Bir yandan siyasi ortamı etkilemeye çalıştı ama diğer yandan antifaşist mücadeleye öncülük etti. Silahlı direnişten, sokak eylemlerine, serhildanlara, mitinglere, demokratik siyasi mücadeleye kadar her alanda etkili oldu aslında. AKP-MHP faşizmine karşı mücadelenin öncü gücüdür, temel gücüdür. Kuşkusuz daha fazla yapmalıydı. Daha güçlü sonuçlar almalıydı. Faşizmi yok etmeliydi. Bunlar söylenebilir. Bu anlamda yürütülen mücadelelerin eksikliklerinden söz edilebilir, yetersiz görülebilir ki öyledir. Ama şu bir gerçek. Mücadele etti, direndi, savaştı, hesap sordu. Faşist saldırıların hepsinin misillemesini yaptı. Hesap sordu. Faşizme bu temelde darbeler vurdu. Her türlü mücadele yöntemini kullanarak faşizmi geriletti. Bu çok önemli. Bunu sürdürüyor da mevcut durumda. Yerel seçimler var. Çeşitli biçimlerde seçimi bir mücadele, anti-faşist mücadele yöntemine dönüştürmek gerekli. Ama bu sadece anti-faşist mücadelenin, AKP-MHP faşizmine karşı mücadelenin bir biçimi. Ondan farklı, ondan önde gelen mücadele biçimleri de uyguluyor HBDH. Seçimden de yararlanacak ama mücadelesini sürdürecek, sürdürüyor.

Şöyle diyelim; şimdi deniliyor ya AKP-MHP yeni saldırıya hazırlanıyor. Aslında 2016'da bu saldırı sürecini başlattığı zaman buna karşı direnmek üzere HBDH ittifakı ortaya çıktı. Çöktürme Eylem Planı temelinde Kürt halkını, kentlerini, yerini yurdunu yıkan, Kürt Özgürlük Hareketini ezmek, imha etmek için saldırı yürüten bir faşist diktatörlüğe, faşist planlamaya karşı bütün devrimci demokratik güçlerin, sosyalistlerin, ittifak halinde birlikte birleşik olarak direnmesi, faşizmi yıkıp Kurdistan ve Türkiye devrimlerini zafere taşıması için kuruldu. 8 yıldır da bu temelde mücadele etti. Şimdi benzer saldırıyı daha fazla yapmak istiyor. Yeni bir plan hazırladığı söyleniyor ki, HBDH’li dostlar da bunu takip ediyorlar. Etmeliler, görmeliler. Bunu ifade edebilirim. Birincisi; çok psikolojik savaş yürüterek sanki çok üstünmüşler gibi gösteriyorlar. Öyle değil. Yediği darbeler sonucu çökmek üzere. Çökmekten kurtulmak için bunu yapıyor. Bunu görmemiz lazım. Ama NATO'dan destek aldı, ABD'den alıyor, İran'la, Irak'la görüştü. Onları katmaya çalışıyor ki, KDP zaten kendilerine istediği desteği veren konumda. Dolayısıyla saldırılar yapabilir. Medya Savunma Alanlarına da saldırabilir. İşte Kuzeydoğu Suriye'ye diğer yerlere de saldırılar yapıyor. Zaten bu hiç kesilmiyor. Ama buralara saldırırken Kuzey Kurdistan'da, Türkiye'de de faşist terörü, baskıyı, zulmü, sömürüyü en ileri düzeyde uyguluyor. İşçi ve emekçiler üzerinde, kadın ve gençler üzerinde Türkiye'nin her yerinde en çok baskı var. Bu kadar kriz, yoksulluk, yaşanamaz hale gelme, bu temeldedir? Baskı, terör, zindanların doldurulması bunun sonucu.

Dolayısıyla saldırıları kıracak düzeyde kendimizi hazır kılmalıyız biz de. Kendimizi hazırlarsak şimdiye kadarki yürüttüğümüz mücadeleden dersler çıkarır, HBDH’yi daha güçlü hale getirirsek her türlü saldırıyı kırabiliriz. Buna inanmamız, güvenmemiz gerekli. Bu bakımdan da HBDH’li değerli dostların Newrozu kutluyorum özel olarak. 9’uncu yılında Newroz ruhuyla direnecek, AKP-MHP faşizminin her türlü saldırısını kıracak, faşizmi çöküşe götürecek bir performansı ortaya koyacak. Bunu gerçekleştirmeye çağırıyorum.

GERİLLA İLK KOMUTANININ İZİNDE

Newroz, bir ulusal kahramanlık olayı. Newroz, bir ulusal kahramanlık günü. 21 Mart Newroz aslında kahramanlık bayramı, özgürlük bayramı. Dolayısıyla Önder Apo böyle değerlendirdiği için Newroz’u Newroz yapan, güzelleştiren Mazlum Doğan yoldaş direnişçiliğini Çağdaş Kawa direnişçiliği olarak tanımladı ve “ulusal kahramanlık, Mazlum direnişçiliğiyle yenilendi, güncellendi, günümüze taşındı” dedi. Mazlum Doğan yoldaşın ulusal kahramanlık duruşu gösterdiğini ifade etti. 15 Ağustos 1984 gerilla atılımının ölümsüz komutanı Mahsum Korkmaz-Egîd yoldaş, 28 Mart 1986'da Gabar’da şehit düştü. Savaşta, çatışmada şehit düştü. 83’ten itibaren 15 Ağustos'u hazırladı. Yıllarca 15 Ağustos Atılımı’nın temellerini atan, faşist soykırımcı güçlere öldürücü darbeleri vuran ilk eylemlerin, Eruh eyleminin komutanlığını yaptı. Dolayısıyla yeni direnişin sembolü oldu, komutanı oldu. Egîd yoldaşın şehadet günü 28 Mart Ulusal Kahramanlık Günü biçiminde tanımlandı PKK tarafından. Önder Apo böyle ifade etti, PKK organları böyle kararlaştırdılar. Egîd arkadaş ulusal kahraman, 28 Mart Ulusal Kahramanlık Günü olarak tanımlandı. Tarihten gelen Ulusal Kahramanlık Günü 21 Mart olunca, 21 Mart ile 28 Mart arası Ulusal Kahramanlık Haftası olarak tanımlandı. Bu çerçevede görmek lazım. Bu anlamda halkımızın, yoldaşların Ulusal Kahramanlık Haftalarını da kutluyorum. Ulusal kahramanlarımız Mazlum Doğan ve Mahsum Korkmaz yoldaşları saygı ve minnetle anıyorum. Gerilla ilk komutanının izinde bugün faşist, sömürgeci, soykırımcı sistemi çökertecek eylemler yapıyor. Komutanının ruhunu, tarzını canlandırıyor, temsil ediyor, diriltiyor. Komutanına layık bir ordu, savaş gücü olduğunu ortaya koyuyor.

Şunu ifade edebiliriz; Newroz’u ulusal kahramanlıklar ve Ulusal Kahramanlık Haftası ile birleştirmeliyiz. Dolayısıyla Newroz'da başlayan eylemlilik durmamalı. Ulusal Kahramanlık Haftamız boyunca sürmeli. Orada da durmamalı. Arkasında 30 Mart Mahir Çayan ve arkadaşlarının şehadet günü. Kızıldere Direnişinin yıl dönümü. Türkiye'de yürüttüğümüz gerillacılığı ilk başlatanlar onlar oldular, ilk gerilla kıvılcımını onlar çaktılar. Egîd yoldaş öncülüğündeki gerilla ordumuz onu takip etti, Kurdistan'da yürüten oldu. Dolayısıyla Mahir Çayan ve arkadaşlarını da Kızıldere Şehitlerimizi de saygı ve minnetle anıyorum. Ulusal Kahramanlık Haftası mücadelesini oraya da taşımamız lazım.

1 Nisan Nûda, Ferhat ve Halil arkadaşların şehadet yıl dönümü. Nûda yoldaş, inşa komitemiz üyesiydi. Halil yoldaş propagandanın en çok örgütleyen, geliştiren, gerillayı tanıtan yoldaş oldu. Onları da saygıyla, minnetle anıyorum. Ve şunu ifade ediyorum. 4 Nisan'a kadar başlayan bu Newroz coşkusunu ve yürüyüşünü kesintisiz sürdürmek lazım. 4 Nisan’la birleştirmek, zirveleştirmek, Önder Apo'nun fiziki özgürlüğüne kilitlenerek mutlaka bu özgürlüğü alana kadar sürdürmek gerekir. Tutum bu olmalı, irade bu olmalı. Bunu gerçekleştirmek mümkün. Eğer gerçekten bu Newroz ruhunu iyi korur, temsil eder, sürdürürsek, bu temelde direniş olursa herkes daha fazla katılım gösterir ve mücadeleyi sürdürürsek 4 Nisan'ı yeni bir zafer günü Önder Apo'nun fiziki özgürlük günü haline getirebiliriz. Buna inanmak ve bu temelde mücadeleyi yükseltmek gerekli.

Ben bir kere daha tüm halkımızın ve dostlarımızın Newroz’unu kutluyorum. Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü için mücadele eden herkesi selamlıyorum. Bu mücadeleyi Kahramanlık Haftası ile 4 Nisan'a kadar kesintisiz sürdürerek herkesi Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü amacında sonuçlar alacak bir mücadeleyi ortaya çıkartmaya çağırıyor, başarılar diliyorum.