İnsan hakları mücadelesinde bir nefer: Tahir Elçi-II

Tahir Elçi'nin yaşamını yitirmesinin üzerinden 5 yıl geçti. Elçi dosyasının iddianamesi 5 yıl sonra kabul edildi ve ilk duruşması da geçtiğimiz Ekim ayında yapıldı. Avukatları ve yakın dostu Elçi'yi ve cinayeti anlattı...

Bugün günlerden 28 Kasım. Bu, belki de birçok olayın veya olgunun da tarihi olabilir. Ancak Kürdistan ve Türkiye coğrafyasında yaşayanların belleklerinde, kuşkusuz Amed Barosu Daimi Başkanı Tahir Elçi'nin katledildiği tarih olarak kazınmıştır. Elçi, 14 Ekim 2015 tarihinde CNN Türk kanalında Ahmet Hakan'ın hazırlayıp sunduğu Tarafsız Bölge programında "PKK, terör örgütü değildir. Silahlı, siyasal bir harekettir" demesi nedeniyle linçe maruz kalmış, 20 Kasım günü ise gözaltına alınmıştı. İstanbul'da ifadesi alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Elçi hakkında, “terör örgütü propagandası” iddiasıyla 7,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlanmış ve yurt dışına çıkış yasağı konulmuştu.

Elçi, yaklaşık bir buçuk ay boyunca sanal medyadan, cep telefonundan ve fiziki ortamlar yoluyla ölüm tehditleri almıştı. Tahir Elçi, 28 Kasım 2015'te Amed'in Sur ilçesinde bulunan tarihi Dört Ayaklı Minare'nin ayaklarının kurşunlanması nedeniyle yaptığı basın açıklaması sonrasında, açıklamanın yapıldığı sokakta açılan ateş sonucu başına isabet eden bir kurşun sebebiyle yaşamını yitirmişti. Ölümü dünya basınında geniş yer bulan Elçi'nin yaşamını yitirmesinden sonra birçok şehirde protesto gösterileri olmuş, bu gösterilerde zaman zaman polis ile eylemciler arasında çatışmalar yaşanmıştı.

Elçi'nin katledilmesinden yaklaşık 5 yıl sonra, 3 Nisan 2020 tarihinde dosyasının iddianamesi kabul edildi. Akabinde 21Ekim 2020'de ise dosyanın ilk duruşması görüldü. Duruşmanın gergin geçtiği kısa bir süre sonra basına yansımıştı. Elçi'nin katledildiği gün yanında bulunan, üniversite yıllarından beri yakın dostu olan Avukat Baki Demirhan ve Elçi dosyasının avukatların Mahsuni Karaman ile Barış Yavuz değerlendirmelerde bulundular.

AV. DEMİRHAN: ONUN ÖLÜMÜ BİR MİLAT OLDU

Tahir Elçi ile üniversite yıllarından itibaren tanışan, 11 yıl kapı komşusu ve çok yakın dostlarından biri olan Av. Demirhan, Elçi'nin katledildiği günü anlatmaya şu sözlerle başladı:

"Bu olayı sıradan bir cinayet olarak da değerlendirmemek gerekiyor. Çünkü Tahir'in ölümünden sonra bu coğrafyanın rengi ve mevsimi değişti. Deyim yerinde ise gökyüzünü artık mavi olarak göremiyoruz. Onun ölümü bir milat oldu. Acının ve bu coğrafyada kanın akmasının miladı oldu. Bu nedenle 28 Kasım tarih olarak bizim sıradan bir tarih değil. O gün Diyarbakır için çok önemli olan Dört Ayaklı Minare'nin ayaklarından kurşunlaması nedeniyle bir basın açıklaması yapmak düşüncesiyle orada bulunuyorduk. Tahir'in orada yaptığı konuşmasında politik bir yaklaşım bile yoktu. Sadece oradaki tarihi mirasın korunması gerektiğini anlatmaya çalışıyordu. Gerçekten de şiirsel bir dil kullanarak çok güzel anlattı."

'O GÜN YÜZLERCE POLİS GELMİŞTİ'

Normalde kentte yapılan basın açıklamalarına en fazla birkaç polisin not tutmak veya kayıt almak için geldiklerine ancak o gün orada yüzlerce polisin bulunmasına dikkat çeken Av. Demirhan, "Tahir'in konuşması bitmişti zaten. Bizim üst tarafımızdaki ana yolda bir silah sesi duyuldu. Bu ses ile birlikte etrafımızda bir panik havası yaşanarak kaçışmalar oldu. Ben ve Tahir en sona kaldık. Ben Tahir'in ceketini çekiştirerek, 'Bizim de kaçmamız gerekiyor' anlamında bir şeyler söyleyip, koşmaya başladım. Ara sokaktan tekrar ana caddeye çıktım. Daha sonra Tahir'i aradım ama telefonunu baro personellerimizden biri açarak, Tahir'in telefonunun kendisinde olduğunu söyledi. Tahir'in de kaçtığını ve bir yerlere sığındığını düşünüyordum. Daha sonra öldüğünü duyduk zaten" diye konuştu.

'AVUKAT OLUNACAKSA ONUN GİBİ OLUNMALI'

Tahir Elçi'nin Twitter hesabının halen açık olduğunu ve paylaşımların altına yapılan yorumların Elçi'yi bekleyen tehlikenin açık göstergesi olduğunu ifade eden Av. Demirhan, şöyle devam etti:

"Tahir, gerçekten işini iyi yapan bir avukat idi. Ben bazen stajyerlerim ile eğitim amaçlı yaptığım çalışmalarda da 'Avukat olacaksanız Tahir gibi olmanız gerekiyor' diyorum. Çünkü bu ülkede iyi bir avukat olmak çok kolay. Hukuksal anlamda sorunların yoğun olduğu bir ülkede iyi avukat olmak da kaçınılmaz oluyor. Ama bir de sistemin dayattığı biat kültürüne boyun eğip çalışmalarını ona göre yürütenler var. Tahir gerçekten iyi bir avukattı. İyi bir avukat olmak için de sadece hukuk bilgisi yetmiyor, korkusuz da olmak gerekiyor. Tahir, ölümünden birkaç dakika önce bir tarihi esere sarılıp, onu koruma çabası içerisindeydi. Yine 3 gün önce, bölgedeki insan hakları ihlalleri için Cizre ve Silvan'a gitmişti. Onun siyasal görüşü hümanizm idi. Çocukları çok seviyordu. Çocukları seven bir insan da savaşı sevmez. Zaten ölmeden önce de 'Lütfen savaşınızı sivil yaşamın olduğu yerlerden uzak tutun' demişti."

'YAŞAMIN ÖNÜNDEN KOŞARDI'

Tahir Elçi'nin yaşamın peşinden değil de önünden koştuğunu dile getiren Av. Demirhan, "Irmağın akıntılarıyla sürüklenmiyordu; Tahir o kadar hızlı yaşadı ki, deyim yerindeyse hayatı peşinden koşturdu. Onun anlar, dakikalar çok önemliydi. Her dakika ve anısına bir iz bırakarak gitti. Bu nedenle Tahir Elçi ciddi bir kayıptır. Onun yeri maalesef 5 yıl sonra da belli oluyor. Yeri doldurulmadı, halen onu arıyor ve özlüyoruz. Halen 'Tahir olsaydı burada şunu derdi' diyoruz. O nedenle de değil 5 yıl, daha fazla yıllar geçse de onu hep özleyeceğiz" şeklinde konuştu.

'O SÖZLERİ DUYGUSAL BİR ÇIKIŞ DEĞİLDİ'

Elçi'nin Ahmet Hakan'ın programında dile getirdiği ve sonrasında linçe maruz kalmasına neden olan sözlere ilişkin de konuşan Av. Demirhan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Tahir'in o geceki açıklaması bir refleks değildi. Ani gelişen bir durum değildi. Tahir'in örgütlerle ilgili ciddi çalışmaları vardı. Afrika ve Avrupa kıtasındaki söz konusu oluşumları çok araştırdı. Kendince de bir sonuca vardı. O sonucu da programda insanlara aktardı. Bu Tahir'in görüşüydü. Öyle duygusal bir çıkış filan değildi. Yaptığı araştırmaların sonucunu açıklamaktan da korkmadı. Bu sözlerinden kaynaklı da Tahir hakkında bir soruşturma açıldı ve ifadesinin alınması için İstanbul'a götürüldü. Tahir'in İstanbul'da yargı mekanlarına yaptığı savunmayı okumanızı öneririm. Onu okursanız Tahir'in ciddi anlamda bir araştırma yaptığını zaten göreceksiniz."

'HİÇBİR ZAMAN PİŞMAN OLMADI'

Tahir Elçi'nin söz konusu programda kullandığı ifadelerden hiçbir zaman pişman olmadığını da vurgulayan Av. Demirhan, "Pişmanlık ve yılgınlık gibi şeyler Tahir'in doğasına aykırıydı. Çünkü onun şahsı gerek sivil toplum örgütleri gerekse de halk üzerinde çok etkisi vardı. Tahir'in ölümünden sonra felaketler daha üst üste yaşandı diyebiliriz. Gerçekten korkunç şeyler oldu. Tahir tek hedefi vardı, o da insanların ölmesini engellemek idi. Mücadelesi hep bu yöndeydi. O gittikten sonra da yaşamımız değişti" diye belirtti.

DOSYA SÜRECİ UZATILDI

Elçi dosyasının avukatlarından Barış Yavuz ise dosyanın iddianamesinin 5 yıl sonra kabul edilerek yargılama aşamasına geçilmesinin cezasızlık politikasının bir sonucu olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

"Dosyada Tahir Elçi'ye yönelik ateş eden polisler var ama bunun görünmek istenmemesi söz konusudur. Orada koşturan örgüt üyelerinin o yöne doğru atışlarının gerçekleşmemesi çok net olmasına rağmen halen örgüt üyeleri üzerinden bir değerlendirme var. Dosyada Tahir Elçi'nin bir kamu görevlisi tarafından öldürülme ihtimali hiçbir zaman düşünülmediği için bu dosyanın içeriğine dönük işlemler hep bekletildi. Sürekli ortada bir delil olmadığından dem vurarak, süreci uzattılar. Ama bizim Forensic (Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü) raporu ile birlikte artık gidecek başka bir kalmadı. Çünkü bu Türkiye'de yapılmamış usullerden biriydi. Delil incelemesi yapıldı. Bu inceleme sonucunda da Tahir Elçi'ye yönelik atışlar, atış sayıları video analizleri yapılarak muhtemel şüpheliler tablosu soruşturma makamının önüne konuldu. Hal böyle olunca mecburen bu davayı açmak zorunda kaldılar. Bu radde kadar şüpheli polislerin ifadelerinin alınmasına dönük taleplerimiz hep reddediliyordu. Ama Forensic raporundan sonra bu şüphelilerin ifadelerinin alınmasının dışında pek bir şey yapılmadı. İfadeler alındıktan sonra artık dava açmak onlar açısından kaçınılmaz bir durum oldu."

CEZASIZLIK POLİTİKASI VE ZAMANAŞIMI GAYESİ

Cezasızlık politikasının var olmasından kaynaklı mahkeme heyetinin sanıkların savunmanlığını yaptığını aktaran Av. Yavuz, şunları paylaştı: "Kamu görevlilerinin bu işi yapamayacağına dair bir algı söz konusu. Tamamen bu algı ile hareket ediliyor. Orada adaletin yerini bulması gayesi ile hareket etme durumu söz konusu değil. Şimdi bu açı bakıldığında sanıkların avukatlarının olmasına gerek kalmaksızın doğrudan mahkeme onların da savunmanlık görevlerini yerine getiriyor. Bir savunman gibi davranıyor. Aslında mahkemenin orada geliştirdiği refleks ziyadesiyle cezasızlık politikasının getirdiği reflekslerdir. Soruşturmaya baktığımızda da sanık 3 polisin öldürme kastı ile hareket ettiğini bulamayacaklarını belirtip beraat vereceklerini düşünecekler. Geriye dosyadaki diğer kişi olan örgüt üyesi kalıyor. Onun da hakkında yakalama kararı diyerek dosyasını uzatıp, tefrik ederek zamanaşımına kadar gidecek. Bir daha savcılık herhangi bir araştırma içerisine girmeyecek."

REDDİ HAKİM TALEBİ

Av. Yavuz, mahkemenin dosyayı görmeme iradesini eleştirerek, "Zaten Mart ayında kabul iddianamenin duruşmasının 7 ay sonrasına verilmesi tamamen dosyayı bir an önce kapatmak istemelerinin yansımasıydı Tüm niyetleri duruşma salonuna da sirayet etti. Bir an önce apar topar sanıkların ifadesini alıp bitirmek istediler. Bireysel iddia makamı olarak bizlerin davaya katılım talebini sunması ve kabul edilmesinden sonra sanıklara sorularımızı sorma hakkımızı kullanmamız gerekiyordu. Ama mahkeme bunun yerine, alelacele sanıkların ifadelerini alıp bitirmek istedi. Hatta elinden gelse onları göndermek, ondan sonrada biz orada ne diyecek isek dememizi sağlamak istiyordu. Tabii biz bunun önünü almak için direndik ama mahkeme hep bir sanık polisleri savunma pozisyonunda olduğu için bizde reddi hakim talebinde bulunduk. Bu talebimiz ve diğer tüm taleplerimizin prosedürü devam ediyor" diye konuştu.

'KORUNMASI GEREKİRKEN ÖLÜM FERMANI İMZALANDI'

Dosyanın avukatların Mahsuni Karaman da Elçi'nin, katıldığı TV programında sarf ettiği sözler nedeniyle "ultra milliyetçi bir güruh tarafından görsel ve yazılı medyada hedef haline getirildiğini" hatırlatarak, şu ifadelerde bulundu:

"Yargının ise hemen harekete geçerek hakkında yakalama kararı çıkarması ve ardından dava açması, aslında Elçi’nin ölümüne giden süreçte, bizzat bu yargısal yetkilerin kötüye kullanımının etkili olduğu söylenebilir. Sarf ettiği sözler nedeniyle hedef haline gelen Elçi’nin korunması gerekirken, aksine çıkarılan yakalama kararı nedeniyle adete ölüm fermanı imzalandı. Elçi, uluslararası hukukta dahi tanımı üzerinde henüz uzlaşılamayan, 'terör' ve 'terörist' kavramlarının sosyo-politik bir mecrada tartışılması gerektiğine vurgu yapmak istedi. Siyasal bir organizasyonun, bir takım eylemlerinin terörvari olması halinde bile, bunun o siyasal hareketi bir terör örgüt olarak nitelemeye yeterli olmayacağını ifade etmek istediyse de buna müsaade edilmedi."

'SİYASAL EZBERLERİ BOZDU'

"Elçi, en çok korunması gereken siyasi ifade hakkını kullanmaya çalışırken, terör ve terörist nitelemelerinin de göreceliğine işaret edecekti" diyen Av. Karaman, şunları vurguladı:

"Hakkında açılan davada da bu yönde tarihi ve çarpıcı bir savunma yapma hazırlığı vardı. Maalesef, duruşması gelmeden öldürüldü. Elçi’nin öldürülmesini de ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada ortaya konulan etkisiz yargısal pratiği de, ne Elçi’nin kimliğinden ne de onun bahsettiğim TV programında sarf ettiği sözlerden bağımsız ele alamayız. Tahir Elçi, elbette bir Kürt aydını ve hukukçusu olarak politik kimliği olan biriydi. Üstüne, popüler bir TV kanalında siyasal ezberleri bozacak şekilde ve hukuk-siyaset ilişkisi üzerinden hassas kavramlara vurduğu neşter, kendisini riskli bir politik alanın içerisine oturttu. Dediğim gibi kendisine yönelen nefret, saldırılar, yargı eliyle gerçekleşen linç, öldürülmesi ve ölümünün soruşturulma şeklinin tamamı bu politik saiklere dayanmaktadır."

'KURUMSAL CEZASIZLIK POLİTİKASINI İFŞA EDECEĞİZ'

Soruşturma aşamasında geçen 5 yıl ve ardından hazırlanan gayriciddi, gayrihukuki iddianameye bakınca açılan bu davadan pek bir şey çıkmayacağını söylemenin mümkün olduğuna işaret eden Av. Karaman, "Tahir Elçi, mesleğini ve hak mücadelesini büyük oranda cezasızlık ile mücadeleye hasretmişti. Ancak ve maalesef şu an kendi cinayet dosyası cezasızlık ile malul bir yargısal gidişatla karşı karşıya. Elçi cinayeti soruşturmasında ortaya konan isteksizlik ve ihmal pratiği ile ardından hazırlanan iddianame, bunun sadece soruşturmada görev alan kişilerin kast veya ihmali olmadığını, resmi ve kurumsal bir tavır olduğunu ortaya koymaktadır. Bu davada, galiba bu resmi ve kurumsal cezasızlık politikasını ifşa etmiş olacağız" şeklinde konuştu.

'DELİLLER ZAMANINDA TOPLANMADI'

Av. Karaman, Elçi soruşturmasında 3 başsavcı, 5 savcı değiştiğini söyleyerek, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: "Maalesef faillerin tespiti ve haklarında dava açılması yönünde etkili ve sonuç alıcı bir faaliyet yürütülmedi. Deliller, zamanında ve layıkıyla toplanmadı. Kasıtlı veya ihmal gösterilerek ortaya konulan bu pratiğin cezasızlığa hizmet ettiğini elbette soruşturma makamları da biliyor. Aslında bu soruşturma sonucunda bir iddianame düzenlemeye yönelik bir irade yoktu. Kendi imkanlarımız ile muhtemel failleri tespit ettiğimizi ve bunun üzerine savcılığın mecbur kalarak tespit ettiğimiz bu failler hakkında iddianame düzenlediğini not etmek isterim."

FORENSİC RAPORU

Forensic raporunun Elçi soruşturması için bir dönüm noktası olduğunu ve raporda işaret edilen 3 polise bu sayede dava açıldığını kaydeden Av. Karaman, "Tabii bu rapor, 3 polisin Tahir Elçi'yi vurmuş olma ihtimali olduğunu belirten bir rapor. Kesinlik bildirmediği gibi, faili de tek kişiye indirmiyor. Ancak olay günü, olay yerinde bulunup silah kullandığını bildiğimiz onlarca polisi ve örgüt militanlarının fail olamayacağını ortaya koyması açısından çok önemli. Çünkü bu, bize fail olabilecek 3 polis üzerinde yoğunlaşma imkanı sundu. Ancak savcılık, hem bu 3 polise hem de örgüt mensubuna dava açarak manipülatif niyetini bir kez daha ortaya koydu. Elçi, tek kurşun ile öldürüldü. Dolayısıyla Elçi cinayetinin faili teknik olarak öldürücü atışı yapan tek kişidir. Oysa savcılığın, mantık kuralları ile bağdaşmayacak şekilde hem 3 polise hem de örgüt üyesine dava açmasının izahı güç. Kaldı ki, örgüt mensubunun fail olamayacağı görüntü kayıtları ile sabit ve Forensic raporu ile de teyit edilmiş durumdadır" diye belirtti.

'ONUN ÖLDÜRÜLMESİ SİVİL TOPLUMA DA GÖZDAĞIYDI'

Elçi'nin iyi bir hukukçu ve insan hakları aktivisti olduğunu dile getiren Av. Karaman, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Her iki yönüyle de topluma, hukuka, demokrasiye ve insan hakları mücadelesine katma değer üreten biriydi. Hak temelli mesleki mücadelesini, uluslararası yargı mecralarından herkes bilir. Baro başkanı ve aktivist olarak neler yaptığını söylemeye gerek yok. Bunun için ölmeden dakikalar evvel yaptığını anımsamak bile yeter. Elçi’nin öldürülmesinin en büyük etkisi, sivil toplum üzerinde ortaya çıktığı söylenebilir. Baro başkanı ve insan hakları savunucusu Elçi’nin öldürülmesi ile sivil topluma da göz dağı verildi. Öyle olmasa bile, sivil toplum böyle algılayarak yıllarca süren bir suskunluğa büründü, diyebilirim. Diyarbakır, bölge ve ülke genelinde faaliyet yürüten sivil toplum ve bunlara mensup aktivistlerin, yaşam hakkına yönelik böyle bir tehdit algısı nedeniyle pasifize olduğu gerçeği inkar edilemez."