Xerabê Bava köylüsüne işkencede referandum sorgusu

Haftalarca süren devlet şiddetine maruz kalan Sabri Bayhan, Xerabê Bava’da (Koruköy) kendisine yaşatılan büyük trajediyi anlattı.

Mardin'in Nusaybin ilçesinin Omeryan Bölgesi'nde bulunan Xerabê Bava (Koruköy) Köyü'ne, devlet güçlerinin operasyon gerçekleştirmesinin üzerinden bir ay geçti. 19 gün boyunca abluka altında kalan köyde sokağa çıkmak yasaklandı, çok sayıda kişi infaz edildi, evler yakıldı, hayvanlar telef edildi. Çok sayıda köylü gözaltına alındı, neredeyse hepsi işkenceden geçirildi. Xerabê Bava sakinleri, devletin yaşattığı acıları hiçbir zaman unutmayacaklarını belirtiler.

Devlet güçlerinin büyük bir trajedi yaşattığı Xerabê Bava Köyü'nden Sabri Bayhan yaşadıklarını ANF'ye anlattı.

‘KÖY, DÖRT TARAFTAN HELİKOPTERLERLE KUŞATILDI’

Türk devlet güçleri köyü kuşatmaya başladığı sırada köydeki evinde yalnız olduğunu belirten 63 yaşındaki Sabri Bayhan, köyün kuşatıldığı kendi gözleriyle gördüğünü söyledi: “Eşim Kıbrıs'ta yaşayan çocuklarımızı ziyarete gitmişti. Akşam saat 20:10’da köyümüz yıkıldı sandım, dört taraftan helikopterlerle kuşatıldı. Köyün üç tarafından çevrildiğini kendi gözümle görsem de dört tarafının abluka altında olduğunu söyleyenler oldu. Sabahleyin dört taraftan asker kuşatması içindeydik.”

Sokağa çıkma yasağının günlerce sürdüğü köyde evinden çıkamayan Bayhan, evinde maruz kaldığı işkenceyi ise şu şekilde anlattı: “Yasağın 10. günü müydü yoksa 15. günü müydü bilemiyorum, çatışma öncesi saat 11:00’de kapıma geldiler. Saat 12:00 sıralarında bahçemin dibinde toplanıp, benden köyde birilerinin olduğunu ve kendilerine anlatmamı istediler. Ben ne haberim olduğunu ne de gördüğümü anlattım kendilerine. Ardından bahçeyi tekrardan arayıp taradıktan sonra ayrıldılar. Ayrılmadan önce beni, evime girip çıkmamam konusunda ikaz ettiler. Şeker hastası olduğumdan, şekerim kalkmış. Evde bulunduğum yere serildim. Biraz kendime geldikten sonra öğle namazımı kıldım. Saat 13:00’e 10 kala evimin etrafından dolanıp birden gülle yağmuruna tuttular. Silahların sesinden artık kendimi kaybetmiştim. 155 Midyat Polis İmdat hattını aradım. Aynı hattan Ömerli'ye de telefon açtım, gelin beni kurtarın diye; ama bize bağlı değil deyip 156 Jandarma’yı aramamı söylediler. 156'yı, Nusaybin Jandarma’yı aradım. Bana iki defa orada bulunanlara haber vereceklerini söylediler. 63 yaşındayım, aranan biri değilim ve haksız yere beni gülle yağmuruna tutuyorlar dedim.”

‘BENİ DE BALYOZLA ÖLDÜRECEKLERDİ’

Saatlerce devlet güçlerinin şiddetine maruz kalan Sabri Bayhan bu yaşına kadar bir tek azar işitmediğini ancak bu güçlerin durmadan hakaret edip, dövdüklerini hatta öldürmeye de kalkıştıklarını vurguladı. Bayhan’ın yapılan zulme ilişkin anlattıkları devamla şöyle: “Evimin dört bir yanına kurşun sıktılar. Sıktıkları mermiler ve başım arasındaki mesafe neredeyse bir karıştı. En sonunda Mardin merkezi aradım ve oradan da bir netice alamadım. Öyle mermiler uçuşuyordu ki, kaç defa 'İmdat, imdat!' diye bağırdım. Bundan sonra dışarı çıkmamı istediler. Bahçe kapımda uçaksavara binmiş gibi panzer üzerinde duran polisler kapıyı açmamı istediler. Mermilerin şiddetinden kapı adeta kaynak olmuştu. Her ne kadar açmaya çalışsam da bir türlü açamamıştım. O sırada dışardan bana, 'Eşşekoğlu eşşek, dışarı çık' diye bağırıyorlardı. Ben kapıyı açamadığımı anlatsam da nafile. Daha sonra penceredeki parmaklıklardan ellerimi çıkarttım. Biri ellerimden tutarak beni parmaklıklara yapıştırmaya zorladı. Ben bu şekilde tutulurken, diğer taraftan balyoz ile kapı kırılmaya çalışıldı. İçeri girdiler. Bu yaşıma kadar hiçbir insandan tek azar işitmeyen bana; namusuma, anneme küfür ettiler, tekmelediler beni. Yerde yatırdılar ve kafama silahı dayayıp, sağa sola kurşun sıktılar. Döve döve beni bahçeye getirip yine yerde yatırdılar. Biri, beş kiloluk ağırlığı olan balyozu kaldırıp, ‘Bunun diğerlerinden farkı yok, öldüreceğim’ dedi. Aralarından biri ‘Günahtır, biz zaten yeterince dövdük’ diyerek müdahale etti. Bu şekilde elindeki balyozu yere bırakıp, benimle uğraşmayı bıraktılar.”

‘SİZ KÜRTLER, HEPİNİZ TERÖRİSTSİNİZ’

Sabri Bayhan, kapısında bulunan ayakkabılar için bile acımasızca şiddet gördüğünü aktardı: “Kapımda duran ayakkabıların kime ait olduğunu sordular. ‘Ayakkabı numaram 47’dir, bunların hepsi bana ait. Benim ayak numaram büyük olduğundan 2-3 ayakkabıyı birden almışım’ dedim. Ayakkabılar için de beni dövüp durdular. Bu nasıl bir adalettir.”

Operasyon düzenleyen kolluk güçlerinin polislere benzemediğinin altını çizen Bayhan, “Kobanê’den mi gelmişlerdi bilinmez. Hepsinin sakalı birbirine karışmış, durmadan dövüyorlardı beni. ‘Evimde bir şey gördünüz mü? Beni neden dövüyorsunuz’ diye sordum. ‘Siz Kürtler, hepiniz teröristsiniz’ diyorlardı. Evimi 19 gün boyunca karakol gibi kullandılar, eşyalarımın hepsini yerle bir ettiler. Üç tane davarımızı katlettiler. Ben şikayetçiyim. Bana yapılan bu zulmü asla unutmayacağım. Bu dünyada adalete sığınıyorum olmadı. Allah’ın adaletine bırakıyorum kendimi. Eğer ki bu yaptıklarının hakkı var ise, ben zaten çekeceğimi çektim. Ama eğer yok ise onların da yanına kalmasın” şeklinde konuştu.

‘ZORLA TÜRK OLUNMAZ’

Saatlerce kulağının dibinde silah sıkıldığını aktaran Bayhan, yaşadıklarını mahkemede savcıya da hakime de anlattığını söyledi. Kürt olduğu için dinine ve diline küfür edildiğine vurgu yapan Bayhan, “Saatlerce işitmez oldum. ‘Böyle yapmayın’ dediğimde ise, ‘ Senin Allahını…, senin peygamberini…’ diyerekten sövüyorlardı. Bu nasıl Müslümanlıktır? Hakimin de savcının da karşısında bunları paylaştım.

Kürdüm ve yaşadığım müddetçe davamın peşini bırakmayacağım. Ben anadilim İngilizcedir diyebilir miyim? Benim dilim Fransızcadır diyebilir miyim? Hayır! Yemin ederim ki ne eşim ne de annem, Türkçe bilmiyor. Yemin ederim ki nice akrabam tek bir kelime Türkçe bilmiyor. Bu durumda kendimizi zorla mı Türk yapacağız!” ifadelerini kullandı.

‘İŞKENCE ALTINDA REFERANDUM SORGUSU’

Gözaltında 14 gün boyunca işkence yapmalarına rağmen, referandum seçiminde oyunu “Evet” olarak kullanmasını talep ettiklerini belirten Sabri Bayhan, “Gözaltında bütün gün bize sadece 5 tane zeytin ve avuç içi kadar ekmek veriliyordu. Ellerim kelepçeli bir şekilde beni hastaneye götürdüklerinde, referandumda oyunu ‘Evet’ mi yoksa ‘Hayır’ olarak mı kullanacaksın diye sordular. Ben de ‘Hele bir çıkayım, veririm size’ diye cevap verdim. Ben 15 gündür tekme tokat işkence görüyorum sizden, günlerdir namusuma sövüyor, küfür ediyorsunuz. Şimdi gelmiş oy talebinde mi bulunuyorsunuz? Kırılan cam hiçbir zaman eskisi gibi olur mu? Olmaz. Kırılan kalp de onarılmaz. Hangi yüzle bana oydan bahsediyorsunuz” şeklinde konuştu.

‘BU ZULÜM, YAPANLARIN YANINA KALMASIN’

Kürt halkının artık birlik beraberlik içerisinde yaşaması gerektiğini düşünen Bayhan, “Herkes bilsin ki benim buradan sağ olarak çıkmam, bunca mermi yağmurundan kurtulmam bir mucizedir. Yine de benim dilim, anadilim, partim sağ olsun. Allah bu zulmü yapanların yanına bırakmasın. Artık Kürtler bir olsun, birlik olsun. Bizim artık birbirimizi anlayıp, birbirimize değer vermemiz gerekir. Birlik olmak gerekir. Yeter artık. Elli, altmış yıldır bu zulüm, bu şiddetin altındayız. Daha ne kadar zamanımızı tüketeceğiz” ifadelerini kullandı.

Son olarak Sabri Bayhan, köylüsü Hesenê Emer’in hikayesi üzerinden Kürt halkı ile Türk devleti ilişkisine bir gönderme yaptı:

“Hiç unutmam ben küçükken Hesenê Emer adında bir köylümüz vardı. Hesen kendi bağında bir tane kurt yavrusu tutmuş, eve getirmişti. Akrabaları, komşuları ‘Bu kurt yavrusuna ne yapacaksın?’ diye sordular. ‘Kurt yavrusudur, senin işine yaramaz, sal gitsin’ dediler. Hesen, ‘Ben onu iyi bir evcil bekçi köpeği yapacağım’ dedi. Her ne kadar ‘kurttan evcil bekçi köpeği olmaz’ deseler de dinletemediler. Hesen; evine, bağına, bahçesine girebilecek hırsıza karşı, hayvanlarını koruyacağı hayaliyle kurt yavrusunu 1-2 ay kadar besledi. Ta ki bir gün, beslediği kurdun kendi gözleri önünde kuzusuna saldırıp yediğini görünceye dek. Sonra akraba ve çevresindekilerin ne demek istediğini anladı. Hesen; ‘Evet, kurttan evcil bekçi köpek olmazmış’ deyip, aylarca beslediği kurt yavrusunu baltayla oracıkta öldürdü.”