SUK ve ENKS’nin 5 yıllık rezilliği

SUK’un Devrim Konseyi Yüksek Meclisi Resmi Sözcülüğü yapan Avukat Fadıl Muhammed Selim, Türkiye güdümündeki SUK ve ENKS’nin rezilliğini, bütün enerjisini nasıl Rojava Devrimi karşıtlığı için harcadığını anlattı.

Fadıl Muhummed Selim, Suriye’de 14 Mart 2011 yılında ilk gününden itibaren ayaklanma ve aktiviteler içinde yer aldı. SUK’un kurucu üyeleri arasında Tunus’taki ilk kongrenin hazırlık komitesi içindeydi. Kongreden sonra SUK’un basın ile ilişkiler komitesinden sorumlu oldu. Devrim Konseyi Yüksek Meclisi Resmi Sözcülüğünü yaptı. 2013 yılında Robert Ford’un "siz devrime hazır değilsiniz, Suriye’yi yönetecek güçte değilsiniz" açıklamalarından sonra ayrılarak Şeddadê’deki evine döndü. DAİŞ tarafından alıkonuldu. Şeddadê QSD  tarafından özgürleştirilince DAİŞ tarafından Mergede taraflarına götürüldü. Daha sonra eşi aracılığıyla YPG’ye kaçıp sığınacağı haberini iletti ve dört ay önce DAİŞ’ten kaçarak YPG’ye sığındı.

Fadıl Muhammed Selim, SUK’un kuruluşunu, SUK içinde yer alan ve halen ENKS adına konuşan Fuat Aliko, İbrahim Biro, A. Hekim Beşar ve diğer sözde Kürt bloku üyelerinin PYD ve YPG karşıtı dayatmalarını anlattı. Kürtler adına hareket edenler ile Türkiye’nin Rojava’ya sınır olan bölgelerindeki yöneticilerle aralarında bir koordinasyonun kurulduğunu bu koordinasyonun sürekli toplanarak kararlar aldıklarını söyledi. Selim, Serêkaniyê saldırılarında bu kişi ve kesimlerin aldığı görevleri de en ince ayrıntılarına kadar anlattı.

Suriye’de başlayan ayaklanmaya ne zaman katıldınız, Suriye’den ne zaman çıktınız?

Avukatım. Hesekê Barolar Birliği’nde çalışıyordum. Suriye’de devrimin başından itibaren devrimci örgütler içerisinde yerimi aldım. Baas rejimine karşı Hesekê’deki ilk gösteriyi organize ettim. İstihbarat tarafından yakalandım ve ağır işkencelere maruz kaldım, tutuklandım.

Devrim Konseyi Yüksek Meclisi’nin Hesekê vilayeti temsilcisi olarak görevlendirildim. Mişel Temo’nun öldürülmesiyle korkmaya başladım. Hesekê vilayetinden ayrıldım ve sonrasında Suriye’den de çıktım.

Çıktıktan sonra nereye gittiniz?

İlk olarak Ürdün’e gittim. Devrim Konseyi Yüksek Meclisi’ndeki görevim arttırıldı. Devrim Konseyi Yüksek Meclisi Resmi Sözcülüğüne getirildim. Yaklaşık 9 ay Ürdün’de kaldık. Yemen’de Devrim Meclisi yönetimi vardı. Oraya Dr. Elî Amir başta olmak üzereMûtîî Bitêq Tehsîn Seyid ve Mihemed Omer gibi temsilciler geliyordu. Aynı zamanda Ürdün hükümetine karşı devrimci bir örgüt de kuruldu. Bundan dolayı Ürdün istihbaratı ülkeden ayrılmamızı söylüyordu. Meclis üyeleri maddi anlamda durumları çok iyi olan kişilerdi. Bize para lazım olduğunda Mihemed Xazî adında biri hiç aksatmadan bunu yerine getiriyordu.

Suriye Ulusal Meclisi adın alıp başkanlığına da Burhan Ğelyûn getirildikten sonra ABD, Fransa, Katar ve Suudi Arabistan da destek veriyordu.

Suriye Ulusal Meclisi bir çok siyasi blok ve kesimlerden oluşuyordu. En büyük kesimi ise Türkiye’nin desteklediği Müslüm Kardeşler’di. Kürtlerden bir çok kişi de vardı.

Türkiye’de nasıl karşılandınız?

Ürdün’den ayrılınca İstanbul’a gittik. Çünkü Türkiye’den bize destek vardı. Müslüm Kardeşler tarafından büyük bir ilgiyle karşılandık. Müslüman Kardeşler en büyük desteğini de Türk hükümetinden alıyordu. O dönemlerde Müslüman Kardeşler’in sözcülüğünü Milhem Dirûbî yapıyordu. Bizimle ilgilenen Müslüm Kardeşler üyesinin çoğu Hamalıydı. Ev sahipliği yaparak, barınma ve diğer ihtiyaçlarımızı karşıladılar. Türkiye’de bizi kalıcı hale getiriyorlardı.

İlk kongrenizi neden Tunus’ta yaptınız?

Meclis oluşturulduktan sonra yönümüzü Tunus’a verdik. Tunusa kongremizi gerçekleştirmek için gidiyorduk. Kongremizi orada gerçekleştirme kararını ise Tunus’un bize mesaj vermesiyle oldu. Kongreyi orada yapmamızı istiyorlardı. Bununla Tunus’un Zêynel Abîdîn iktidarından kurtulduklarını ve özgür oldukları mesajını vermeye çalışıyorlardı.

Biz Suriye Ulusal Meclisi birinci kongresini Tunus’ta gerçekleştirdik. Bu kongre ABD, Türkiye ve Tunus öncülüğünde gerçekleşti. Mecliste bulunan bütün kesimler orada toplanarak, büyük tartışmalar yürütüldü. Arap ülkelerinden bizi destekleyenler Katar, Suudi Arabistan ve Tunus olurken, dışarıdan ise ABD, Fransa, İngiltere ve Norveç gibi devam ediyordu.

Türkiye’nin SUK’a yaklaşımı neydi?

Türkiye’yi Suriye devrimini destekleyen ülke olarak görüyorduk. Türkiye içinden de destekleniyorduk. Çünkü Türkiye, Meclis’te temsili en çok olan Müslüman Kardeşleri destekliyordu. Meclis içinde büyük ve önemli bir rol üstlenmişlerdi. Bu anlamıyla Türkiye ve onlar arasında iyi bir koordine vardı. Suriye Ulusal Meclisi içinde Türkiye’nin güçlü bir rolü vardı. Meclis oluşturulup ilan edildikten sonra üyeleri açıklandı. Onlardan biri de bendim. Basın bölümünde görevlendirildim.

Türkiye’nin Kürtlere yaklaşımı nasıldı?

Türkiye her zaman sınıra, Kürtler olan sınıra dikkat çekiyordu. Kürtlerin iradelerini ele alarak, buralarda güç sahibi olmalarını istemiyorlardı. Bütün açıklamalarında Kürtlerin bir devlet kurmak istediğini, Suriye’nin parçalanacağını söylüyorlardı. Korkuları büyüktü. Efrîn, Kobanê, Şêxmeqsûd’dan çok Kürtlerin durumunu Hesekê üzerinden takip etmeye çalışıyorlardı. Oyun üzerine oyun oynuyordu. Türkiye’nin bu korkuları sürerken, Meclis içerisindeki Kürt  grubunun önerisi üzerine güvenli bir bölgenin oluşturulması talep edildi. Güvenli bölgenin uzunluğu sınır boyunca, derinliği ise 40 km olacaktı. Bu güvenli bölge rejimin uçaklarına yasaklanacaktı.

SUK içinde yer alan ENKS’lilerin tutumu neydi, ne istiyorlardı?

Türkiye bu kesimler üzerinden rejimin yarattığı siyasi boşluğu doldurmaya çalışıyordu. PYD’nin buralarda etkin olmasını istemiyordu. Bunu engellemeye çalışıyordu. Kürtlerin hem siyasi hem de askeri temsilcilerinin kendileri olduklarını söylüyorlardı. PYD’nin askeri anlamda güçlü olduğunu ve meclis çalışanlarına baskı yaptığını belirtiyorlardı. Onun için meclis üye ve çalışanlarını ülke dışına çıkarmak zorunda kaldığını ifade ediyorlardı.

Hesekê’deki kongrede Kürt grubu tarafından bazı talepler gelişti. Kürt grubu, devrimci örgütler ve SUK’un PYD’den herhangi bir ihtiyaç talebinde bulunmamasını istedi. PYD’nin dikkate alınmaması ve halkın temsilcileri olarak görülmemesi en temel talepleriydi. Yine PYD’ye karşı siyasi olarak ayakta durabilmek için kendilerine büyük bir destek verilmesi istenmişti. Çünkü askeri olarak hiçbir güçleri yoktu.

Hesekê’deki kongrede temsilcileri bulunduğu için bu talep  Kürt grubu tarafından resmi olarak yapılıyordu. 'Kürtlerin temsilcileri' olmak kaydıyla bu talepleri resmi bir biçimde yapıyorlardı.

Her ne kadar istekleri aynı olsa da kendi aralarındaki parçalı duruşlarından kaynaklı ENKS’nin oluşumuna kadar çelişki içerisinde devam ettiler.

Bizden şunu istiyorlardı: Ebdluhekîm Beşar, Îbrahîm Biro, Ebdulbasit Seyda, Fuat Aliko gibi şahıslar, Kürtlerin temsilcileri olarak görülecek ve bunlarla her şey tartışılacak. PYD hiçbir şekilde dikkate alınmayacak, kendilerine de her türlü maddi destek sağlanacak. Bu şekilde Qamişlo ve Hesekê başta olmak üzer kentlerde yapılan seçimlerden yüzde 80 Kürtlerin oyunu alacaklarını ve PYD’nin ise yüzde 20 alacağı hesap edilmişti. Temel isteği Kürtlerin temsilcisi olarak görülmek ve alınmaktı.

Hesekê kenti kongresinin gerçekleştiği sırada biz de genel kongremizi Tunus’ta gerçekleştiriyorduk. Biz Arap, Süryani ve Kürtler olarak küçük bir meclis şeklinde toplanıyorduk. Daha sonra Türkiye’de Urfa ve İstanbul’da kongrelemizi oldu. Onun dışında bir kez de Kahire’de kongremizi gerçekleştirdik. Burada gerçekleştirdiğimiz kongrede Kürt grubu yer almadı. Bizim genel olarak üç kongremiz gerçekleşti. Bu kişiler Kürtlerin temsilcileri olarak yer alıyordu. Bizim genel kongrelerimiz ise Türkiye’de gerçekleşiyordu.

Hesekê kongresi nerede yapıldı?

Hesekê vilayatinin ilk kongresi Urfa’da yapıldı. Bu kongrede de Künt bloktan temsilciler bulunuyordu. Kongrenin gerçekleştiği dönemde ÖSO ve PYD arasında Serekaniyê’de bazı sorunlar vardı. Kürt bloktan pek çoğu o dönem ÖSO’ya destek verilmesini ve PYD dönük desteklerin önünün alınması istiyordu. Yine ABD’nin rejim ve PYD’ye dönük baskı uygulaması ve bölgeden çıkarması isteniyordu.

Urfa’daki kongreye Türkiye neden bu kadar önem veriyordu, kongrede neler konuşulup tartışıldı?

Tüm kongreler vilayetlerin temsilciliklerinin isteği üzerine gerçekleşiyordu. Yalnızca Hesekê vilayeti için gerçekleştirilen kongre farklıydı. Türkiye bu kongreye büyük bir önem veriyordu. Türkiye’nin Hesekê vilayetine dönük büyük bir kaygısı vardı. Türkiye’nin en büyük kaygısı da YPG idi.

Hesekê vilayeti kongresinde hazır bulunan taraflar, Suriye Aşiretleri Meclisi, Salim Mislet öncülüğünde bir araya gelmişlerdi. Bu kongrenin organizatörlerindendi. Türkiye ve SUK bu kongrenin gerçekleşmesine tam destek veriyorlardı. Bu kongrede Kürt ve Arap temsilciler bulunuyordu. Kürt ve Arap temsilciler önerilerini sunuyorlardı. Bu kongrede konuşan Kürt grubunun dile getirdiği hususlar Türkiye’den perspektiflerini aldıklarının ayan beyan göstergesiydi. Bu grup ve Türkiye’nin ortaklaştıkları noktalarda PYD’ye askeri ve siyasi herhangi bir desteğin sağlanmaması, PYD’ye baskı uygulanmasıydı. Böylelikle onlarının önün açılması sağlanacak; Qamişlo veya rejimin geri çekildiği bölgelere rahatlıkla geçmeleri sağlanacak ve siyasi faaliyetler yürüteceklerdi. Kendilerini Kürtlerin temsilcileri olarak görüyorlardı ve PYD’nin siyasi haklarına engel olduğunu, kendilerine baskı ve terör uyguladığını iddia ediyorlardı.

Peki bu grup kongrelerinize siyasi ve askeri güç ve proje olarak ne sunuyordu, bir proje ve güçleri var mıydı?

İstanbul’da yaptığımız ikinci kongrede, Kürtlerin grubu olarak geçen bu grup hazır bulundu. Bu kongrede kendilerinin bir ordu oluşturduklarını belirttiler. Kurdukları ordunun PYD’ye karşı savaştığını söylediler. PYD’ye karşı savaşan orduları için bu kongrede destek sunulmasını istediler. Askeri gruplarına gerçekten de önemli oranda destek sunuldu.

Türk devleti temsilcileri düzenlenen bu kongrelere güçlü bir şekilde katılıyordu. Kongre öncesi tüm hazırlıklarını yapıyorlardı. Kürtler adına yer alan bu grubun talepleri, Türk devleti tarafından belirleniyordu. Türk devleti, Müslüman kardeşler ve bu grup arasında büyük bir ittifak söz konusuydu. Tüm kongrelerde bu üçlünün geliştirdiği öneri ve talepler neredeyse birbirinin aynıydı.

Anlattığınız süreçler Serêkaniyê saldırılarının olduğu süreçlere denk geliyor. Türkiye ve Kürt grubu dediğiniz bu grubun Serêkaniyê saldırılarına yaklaşımları neydi?

Serêkaniyê’de YPG, ÖSO ve El Nusra arasında savaş yaşandığı sırada, Serekaniyê sınır kapısı ÖSO ve El Nusra cephesi için tamamen açıktı. ÖSO ve Nusra için ambulans, araba, lojistik ve cephane desteği Türk devleti tarafından sağlanıyordu. Sınır kapısından Türkiye’ye geçerek ihtiyacı olan cephaneyi temin ediyor ve YPG’ye karşı savaşıyordu. O sırada ben de Serêkaniyê sınır kapısındaydım fakat Türkiye topraklarına geçmedim. ÖSO’ya dönük yapılan yardımlara gözlerimle tanık oldum. Bu yardımlar YPG’nin Serêkaniyê’yi özgürleştirmemesi içindi.

YPG’ye karşı Serêkaniyê’de savaşan Kürt silahlı grupları da vardı. Bu gruplar taleplerini Hesekê vilayeti meclisine sunuyorlardı. Meclis’teki Kürt grubu, bu silahlı grupların taleplerine yanıt olmaya çalışıyordu.

Bu grup içinde tanınan bir kaç isim vardı. Fûad Elîko, Ebdulhekîm Beşar, Îbrahîm Biro ve Ebdulhemîn Hecî Derwêş onlar arasında tanına kişilerdi. Bunlar direk Barzani’ye bağlıydı. Türkiye’de yani İstanbul’da kalan Kürtler adına bunlar karar alıp veriyordu. PYD’ye karşı amansız bir karalama politikası yürüterek, düşmanlık geliştiriyorlardı.

Türkiye’nın sınır güçleri ile bu grup arasında iyi bir koordine vardı. Onlar birçok toplantı düzenliyorlardı fakat biz bu toplantılara katılamıyorduk. Hesekê vilayetine ve ulusal meclise bağlı olmayan bir çok Kürt, Türk devletinden yardım alıyordu. Bizler bunun içinde değildik fakat dışardan bakıldığında her şey anlaşılıyordu.

Neden SUK’tan ayrılıp Suriye’ye döndünüz?

ABD bize diplomasi eğitimi vermişti. Rejim düştüğünde biz Suriye’nin dış ülkelerde büyükelçileri olacaktık. Eğitimleri İtalya’da alıyorduk. O eğitimleri aldığımız zaman rejimin bir aylık ömrü kaldığı belirtiliyordu. Eğitimleri başarılı bir şekilde aldıktan sonra ABD, Avrupa Birliği, Katar ve Suudi Arabistan’dan rejimi düşürmelerini istedik. Onlara çıkan boşluğu doldurabileceğimizi ilettik. Bunun üzerine ABD Büyükelçisi Ford, rejimin şimdi düşmeyeceğini söyledi. Rejimin bir alternatifinin olmadığını ve yerinin doldurulamayacağı için bunun yakın olmadığını belirtti. Bize ya siyasi mülteci gibi kalmamızı ya da ülkeye geri dönmemizi söylediler. Bu konuda özgürsünüz dediler. Ben o zaman Suriye’ye dönme kararı aldım. Amûdê, Dirbasiyê ya da Şeddadê için öneri yaptım. O dönem buralarda ÖSO, El Nusra ve DAİŞ vardı. Sözde bu Kürt grubu içerisindeki arkadaşlarımız PYD’nin bulunduğu alanlara gitmememi tembihliyorlardı. Ben Amûdê’ye dönmek istiyordum fakat onlar PYD’nin ya beni öldüreceğini ya da rejime teslim edeceğini belirtiyorlardı. Beni bu duruma ikna ettiler. Şeddadê başta olmak üzere Dêrazor’a kadar birçok alan DAİŞ’in eline geçti. PYD’ye yönelik söyledikleri beni etkilediği için ben çaresizce Şeddadê taraflarına gittim.

Geçince DAİŞ aldı beni. Ya bizimle çalışırsın ya da vururuz seni, dediler. Onlarla çalıştım. Avukat olduğum için daha çok mülkiyet hukuku alanında çalıştırdılar. Birikmiş bin 200 dosya vardı. Bir buçuk yıl içinde o dosyaları bitirdim. Geçen sene Şeddadê QSD ve YPG tarafından özgürleştirilince de onlarla beraber Mergede taraflarına gittim. Geçen senin son aylarında yanlarından kaçmayı ayarladım, kaçıp YPG’ye sığındım.