GÖRÜNTÜLÜ

Ekolojik jenosit sürdürülüyor

Ekoloji Kurulu Eşbaşkanı İbrahim Esed, Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik sistematik olarak toplumsal ve ekolojik bir jenosit sürdürdüğünü söyledi.

ROJAVA'DA EKOLOJİK JENOSID

Kuzey ve Doğu Suriye Ekoloji Kurulu Eşbaşkanı İbrahim Esed, Kuzey ve Doğu Suriye’de devrimden bu yana yürütülen ekoloji çalışmalarına, bu kapsamda Nisan ayında yapılan ekoloji konferansı ve sonuçlarına dair ANF’nin sorularını yanıtladı.


Kuzey ve Doğu Suriye’de ilk kez bir ekoloji konferansı düzenlendi. Buna geçmeden önce devrimin başından bugüne kadar ekolojik çalışmaları biraz anlatır mısınız?

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi tarafından oluşturulan Ekoloji Kurulu’nun oluşumunu devrim öncesi ve devrim sonrası olarak iki aşamada değerlendirebiliriz. Elbette devrim sonrası Ekoloji Kurulu’nun oluşumuna kadar gelişen aşamalar da var. Genel olarak Kurdistan’ın parçaları üzerinde sistematik siyaset, her parçada farklı bir şekilde geliştiriliyor. Rojava’da ise BAAS rejiminin yürüttüğü siyaset, diğer parçalardaki devletler ile birbirini tamamlayan aynı anlayış ve zihniyet olsa da yöntem olarak biraz daha farklı yürütülüyordu. BAAS rejiminin geliştirdiği ekonomik ve toplumsal siyaset çok ince bir tarzdaydı. Özellikle Rojava bölgelerinde ekonomik olarak bir sıkışmayı yaratmak için halkın kendi toprakları üzerinde kendini var etmesinin imkanlarını ortadan kaldırıyordu. Bu şekilde Kürt bölgelerinde göçün önünü açmak ve Kürtlerin daha çok metropollere dağılmasını sağlamaya çalışıyordu. Diğer taraftan Rojava’nın doğasına yönelik ihmalkar yaklaşımlar da çok fazlaydı. Rojava halkı sürekli olarak ekonomik sorunlarla meşgul edildiği için doğa katliamlarını görmede ve karşı tavır geliştirmede oldukça zayıf kalıyordu. Hatta denilebilir ki Rojava halkı kendi doğalarına karşı yapılan katliamın farkında bile değildi. Bu siyaset, BAAS rejimi tarafından oldukça ince ve kirli bir şekilde yürütülüyordu. BAAS rejimi, Cizîr ve Efrîn bölgelerini kendisi açısından ekonomik merkez haline getirmişti. Bu anlamda bu bölgelerde yaşayan halk, ekonomik geçimini sağlamak için yetiştirdikleri tüm ürünleri çok ucuza satıyordu. Bu alanların yer altı kaynaklarının gelirleri de BAAS rejimine gidiyordu ve bölge halkının buradan aldığı hiçbir kazanç yoktu. Ayrıca toplumda da doğaya karşı bir duyarlılık gelişmemişti. Bu durum günümüze kadar da devam ediyor. Belki kendi toprağına bağlılık var ancak bunu ekolojik bir bilinçle koruma zayıf. Sadece toplumda değil, kendisini aydın olarak adlandıran kesimde bile böyle bir yaklaşım yok.

19 Temmuz Devrimi’yle birlikte yaşamın her alanında devrim gerçekleşti. Devrim, toplum yaşamında ciddi değişimler yarattı. İnsanların yaşam tarzlarından aile ilişkilerine, doğayla olan ilişkisine ve kendi yaşamını örgütlemesine kadar devrim gerçekleşti diyebiliriz. Bu anlamıyla 19 Temmuz Devrimi’ni sadece siyasi bir devrim olarak ele almak, devrimi çok ciddi bir şekilde daraltmak olur. Bazı boyutlarda önemli adımlar atılırken devam eden savaş ve Türkiye'nin saldırılarından dolayı bazı boyutları zayıf kaldı. 

Ekoloji, Özerk Yönetim’in inşasıyla birlikte geliştirilmeye çalışıldı. Savaş, bu konuda gerekli adımları geciktirdi. Ekoloji Komitesi, çalışmalarını belediyelere bağlı olarak yürüttü. Toplumsal Sözleşme’nin ilanıyla birlikte özgün bir şekilde kendini örgütleyecek Ekoloji Komitesi oluşturuldu.  Komite, daha ziyade bugüne kadar ekoloji boyutunda yapılmış çalışmaları korumaya dayandı. Bu nedenle paradigma boyutunda eksik kalındı.   

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları, özellikle Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî'nin işgal edilmesi, doğasının tahrip edilmesi ciddi anlamda zararlar verdi. Bu zararların tespiti ve onarım çalışmaları son bir yılda başladı. Ekoloji kavramının topluma kavratılması ve bilinç oluşturulması önemliydi. Ekoloji Komitesi, son bir yıl içinde hem toplum içinde hem de genel kurumlar içerisinde tanınmaya başlandı.

Kuzey ve Doğu Suriye’de ilk kez bir ekoloji konferansı yapıldı. Bu konferansın dayandığı esaslar nelerdi?

Ekoloji Komitesi olarak önümüze bazı planlamalar koyduk. Komite, Ekoloji Meclisi ve Ekoloji Akademisi sacayakları üzerinde yol almaya başladı. Ekoloji Komitesi ve Ekoloji Akademisi aktiftir. Ekoloji Meclisi’ni oluşturma çalışmalarımız devam ediyor. Meclis için taslak hazır. Bir yıllık hedefimiz kapsamındadır.

Önümüze koyduğumuz çalışmalardan biri de Ekoloji Konferansı’nın yapılmasıydı. 26-27 Nisan’da yapıldı. Farklı ülkelerden birçok ekoloji aktivisti ve akademisyen katıldı. Mevcut çalışmaların değerlendirildiği, yapılması gerekenlerin ele alındığı bir konferans oldu ve amacına ulaştı.

Konferansınızın esas şiarı neydi?

Önderlik İnisiyatifi tarafından Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için başlatılan hamleye katılarak, "Ekoloji paradigmasıyla Önder Apo’yu fiziki olarak özgürleştirelim, Kürt sorununu çözelim" dedik.  Yapılan tüm değerlendirmeler ve mesajlar bu slogan çerçevesinde oldu. Bugün sadece Kuzey ve Doğu Suriye değil, tüm dünya ekoloji boyutunda ciddi bir kriz yaşıyor. Tüm bu krizlere çözüm alternatifleri geliştiren, demokratik ve ekolojik bir felsefeyle tüm dünyada yaşanan sorunlara çözümler sunan Önder Apo, büyük bir tecrit altında. Konferans aracılığıyla dünyaya bir kez daha bu gerçeği göstermeye çalıştık. Bu anlamda verilen tüm seminerler, demokratik ulus boyutları çerçevesinde gelişti. Ekoloji paradigmasının, mevcut hegemon sistemin yarattığı ekolojik tıkanmalarına karşı nasıl bir alternatif oluşturabileceği tartışmaları yürütüldü. Kuzey ve Doğu Suriye’de bu alternatif hayat bulmuştur. 

Konferansın ikinci konusu, Kuzey ve Doğu Suriye’de ekoloji çalışmaları boyutunda eksik kalan, yine ekoloji paradigmasının hayata geçirilmesinde yaşanan eksikliklerin bu konferans aracılığıyla tespit edilmesi ve aşılması temelindeydi. Bununla birlikte ekoloji çalışmalarında yer alan kadın akademisi, jineoloji, ekonomi, Rojava Fakültesi, belediye, sağlık ve Rojava kumpanyasının tekrar yeşillendirilmesi boyutunda seminerler ve tartışmalar yürütüldü. Bu şekilde topluma ekolojinin tüm yaşam alanlarında var olduğunu, her kurumun da bununla direkt ilgisi olduğunu göstermeye çalıştık. 

Konferansın temel gündemleri hangi maddeler üzerine oluşturuldu?

İki günlük konferans, iki temel madde üzerinden yürütüldü. İlk gün, direnişten oluşuma kadar demokratik modernite ele alındı. Yabancı akademisyenlerin seminerleri bu çerçevede gelişti. İkinci gün konferansımızın dikkat çektiği temel konu ise, Kurdistan’da ekolojik ve toplumsal katliamın birlikte nasıl yapıldığı oldu. Hem Kuzey ve Doğu Suriye, hem Bakur, hem Başûr hem de Rojhilat özelinde tartışıldı. 

İki günlük çalışmanın sonuç bildirgesi de çıkarıldı. Sonuç bildirgesi hem konferans delegelerine hem de konferansımızın misafirleri olan yabancı akademisyen, aktivist ve profesörlerin onayına sunuldu. Konferansa, Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan tüm kurum, kuruluş, sivil toplum örgütleri, partiler, ekoloji aktivistleri delege düzeyinde katılım sağladı. Bölgemize yönelik Türk devletinin artan saldırılarından dolayı yabancı ülkelerden konferansa katılmak isteyen birçok kişi de gelemedi. Bu nedenle konferansa online katılım sağladılar. Bu anlamda sonuç bildirgesi tüm konferans delegeleri ve misafirlerinin ortak katılımı ve onayıyla oluşturuldu. Sonuç bildirgesi, 21 maddeden oluştu. Temel prensip; Türk devletinin Önder Apo üzerine uyguladığı tecridi kınamak, plansız yapılan ve doğaya zarar veren kanserojen şehirleşmeye karşı eko-kent modellerinin oluşturulması, kent ve köyler arasında oluşan kopukluk ve en önemlisi de köyleri kentlerin hizmetine koyan anlayış ve pratiklere son verilmesi, köy ve kentlerin birbirini tamamlayan bir anlayış üzerinden sistem oluşturulması.

Rojava yıllardır yoğun bir saldırı altında. Hem altyapı hem de ekolojik tahribatlar ciddi düzeyde yaşandı. Özellikle Türk devletinin bu coğrafyaya yönelik çok fazla saldırısı oldu. Buna karşı ne gibi girişimleriniz olacak?

Türk devleti,  Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik sistematik olarak toplumsal ve ekolojik bir jenosit sürdürüyor. Gerek Türk devleti gerekse Şam hükümeti tarafından her gün Özerk Yönetim modeline karşı saldırılar geliştiriliyor. Elbette bu saldırılar çok yönlü ve yaşamın her alanına yönelik geliştiriliyor. Şam hükümeti eliyle bölgede uyuşturucu gibi farklı birçok saldırı yöntemi uygulanıyor. Özerk Yönetim, tüm bu saldırılara karşı günlük olarak tüm kurumlarıyla birlikte direniyor. Ekoloji Komitesi olarak biz de bunlara karşı çalışmalar yürütüyoruz. Doğayı tüm boyutlarıyla birlikte korumak, bizim için önemli.

Öte yandan Türkiye’de meydana gelen patlamadan sonra siyanür gazının Fırat Suyu’na karışması riskine karşı günlük testler ve analizler yapılıyor. Kuraklığa karşı da çalışmalar devam ediyor. Alınan diğer bir karar ise, Kuzey ve Doğu Suriye Ekoloji Meclisi öncülüğünde her yıl dünya çapında bir ekoloji konferansının yapılması. Konferanstan sonra yaptığımız şey, bir ekoloji platformunu oluşturmak oldu. 

Halk arasında ekoloji bilincini geliştirmek için çalışmalarınız olacak mı?

Mevcut durumda toplumumuzda kentini temiz tutma, koruma anlayışı var. Ancak bunu ekolojik bir anlayış olarak ele almak yetersiz. Bu nedenle toplumda öncelikle bu anlayışı oluşturmak gerekir. Bu, bizim uzun vadeli stratejimizin esasını oluşturuyor. Elimizdeki imkanlara göre ekolojik kültürün ve anlayışının yaygınlaştırılması için çalışmalarımız sürüyor. Bunun için akademimiz var. Bu akademide ekoloji çalışmalarının demokratik ulus paradigması temelinde yürütülmesi hedefimiz var. Gerek kendi bölgemizde, gerek Ortadoğu’da gerekse dünyada ekoloji karşıtı tüm faaliyetler ve çalışmalara karşı duran çalışmalarımız devam ediyor. Ekolojinin hukuksal boyutunu oluşturmak ve koruma altına almak için bizim oluşturduğumuz bir taslak var ve bu, hukuk kurumlarına verildi. Buna göre, Özerk Yönetim bünyesindeki tüm kurum ve kuruluşlar ekoloji ölçülerine göre yaşamayı esas alır. Özerk Yönetim sistemi zaten ekoloji paradigması üzerine kurulmuştur. Bu temelde halk içinde de bunun hassasiyetini ve sorumluluğunu geliştirme çalışmalarımız devam edecek.